, , ,

EBEVEYN TUTUMLARI

 EBEVEYN TUTUMLARI

Ebeveyn tutumları çocukların sergiledikleri hal ve tavırlara karşı anne ve babaların göstermiş olduğu davranış şekilleridir. Bu tutumlar çocukların kişilik gelişimleri açısından oldukça önemlidir. Çünkü anne babasından çocuk nasıl davranışa maruz kalıyorsa o doğrultuda kişiliğini ve benliğini oluşturacaktır. Ebeveyn tutumlarının diğer önemli etkilerinden biri ise çocuğun olumlu anlamda psikolojik, ruhsal olarak sağlığının oluşması için temel bileşeni oluşturmasıdır. Bunun sebebi; çocuğun ebeveynleriyle iletişimi ne derece sağlıklı, düzgün olursa çocuk o derece kendini ifade etme özgürlüğü bulacak ve psikolojik olarak iyi oluş hali yaşayacaktır. Tüm bunlara dayanarak belli davranış şekillerine göre belli ebeveyn tutumları gözlenmektedir.                                                                                         A.) KAYITSIZ VE PASİF ANNE BABA TUTUMU

Kayıtsız ve pasif ebeveynler çocuğun davranışlarına karşı “ilgisiz” tavırlar sergileyen anne ve babalardır. Çocuğun yaptığı davranış yanlış bile olsa ebeveynler kayıtsız kalırlar, tepkilerini belli etmezler. Diğer bir söylemle çocuğa aşırı hoşgörülü bir tutum sergilerler. Ancak tüm bunlar çocuğun yalnızlaşmasına neden olur. Çünkü neredeyse her davranışına ilgisiz kalan ebeveynleriyle çocuğun giderek iletişimi çok kısıtlı hale gelir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*İletişim kurmakta zorlanırlar.

letişim zorluğundan dolayı sosyal ilişki başlatmada zorluk çekerler.

*Ailesinin ilgisini çekebilmek için saldırgan davranışlar gözlenebilir veya abartılı hareketler sergileyebilir.

*Özgüven eksikliği yaşarlar.

*Hayata karşı aşırı kaygı hissederler ayrıca yetersizlik duygusuna da kapılabilirler.

B.) TUTARSIZ, DENGESİZ, KARARSIZ ANNE BABA TUTUMU

Tutarsız, dengesiz, kararsız ebeveynlerde anne ve baba çocuğun davranışına karşı hem fikir olmayıp, ortak bir payda da buluşamamaktadırlar. Örneğin; anne çocuğun davranışıyla ilgili bir konuya “evet” olarak onay verirken baba “hayır” olarak onay vermez. İşte bu noktada tutarsızlık oluşur. Çocuk ise bu durumda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz ve kafa karışıklığı yaşar.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Kararsız, tutarsız, çabuk karar değiştirebilen çocuklar olurlar.

*Çocuk davranışlarındaki doğru, yanlış ayrımını yapamadığı için neyin nerede ve ne zaman yapılacağı öngörüsünde bulunamaz.

*Çocuk ebeveynlerinin bu tutarsız durumlarından sıyrılıp kendini gösterebilmek için ya aşırı sakin, uslu ya da aşırı huysuz, kavgacı bir profile bürünebilir.

 

C.) BASKICI, OTORİTER, KATI ANNE BABA TUTUMLARI

Baskıcı, otoriter ebeveynler yaşam alanlarında çocuklara çok katı kural ve emirler belirlerler. Aşırı disiplin hakimdir. Çocuğun ne düşündüğünün bir önemi yoktur ve sadece ebeveynlerin dediği olur. Bu tür ailelerde fiziksel ve psikolojik şiddet ön plandadır. Çocuğa her fırsatta ceza verme eğilimindelerdir. Ayrıca cezalar çocuğun yaptığı hatalarla orantılı değildir. Çocuğa hiç sorumluluk verilmez tüm kontrol ebeveynlerin elindedir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Fiziksel ve psikolojik şiddet yüzünden ya çok içe kapanık, çekinik bir çocuk olarak ya da aşırı saldırgan, öfke patlamaları yaşayan bir çocuk olarak gözlemlenir.

*Sorumluluk bilinci geliştirilmediği için genelde başkalarının kararlarına uyarlar.

*Aşırı kuralcı bir alanda büyüdüğü için hayatının ileriki aşamalarında kurallara kesinlikle uymayan birey haline gelebilirler.

*Psikolojik şiddet sırasında sürekli hoş olmayan, kötü cümleler duydukları için kendilerini özgüvensiz ve yetersiz hissederler.

D.) SERBEST ANNE BABA TUTUMU

Serbest tutuma sahip ebeveynler disiplinli ve baskıcı davranmak yerine çocuğu özgür bırakırlar. Aşırı kuralsızlık hakimdir. Anne baba otoritesi, denetimi yoktur. Daha çok çocuklar ebeveynleri üzerinde hakimiyet kurarlar. Anne ve babasına her dediğini yaptırmaya başlar.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Çocuk ebeveynlerine ve çevresindekilere her dediğini yaptırdığı için saygısız ve şımarıktır.

*İstekleri her zaman, anında karşılansın isterler.

*Aile ortamında kurallarla hiç karşılaşmadıkları için okul hayatı ve sosyal ortamlarda kurallara uymakta zorluk çekerler.

*Ayrıca her istediklerinin yapılmasına alıştıkları için sosyal ortamlarda tam aksi bir durumla karşılaştıklarında içlerine kapanıp kendilerini sosyal ortamdan izole edebilirler. Çünkü bu durum onlar için hayal kırıklığı yaratacaktır.

5.) MÜKEMMELLİYETÇİ ANNE BABA TUTUMU

Mükemmelliyetçi ebeveynler çocuktan her şeyin en iyisini, en güzelini yapmasını beklerler. “Kesinlikle hata yapmaz” şeklinde düşünürler. Çocuk kurallara daima uymak zorundadır. Çocuktan tıpkı bir yetişkin olgunluğunda davranışlar beklenilir. Beklentiler çocuğun seviyesinin hep üzerindedir. Ayrıca en ufacık olumsuzlukta ebeveynler başka çocukları anlatıp kıyaslamak isterler.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Çocuk yoğun kurallar yüzünden kendi öz benliğini bulmakta zorlanır, sıkışma yaşar.

*Çocukluğundan beri her şeyin en iyisini yapmaya koşullandığı için istediğini başaramayınca yoğun hayal kırıklığı yaşar.

*Hayatları boyunca hataya yer verilmediği için yanlış yapmaktan korkarlar.

*Ebeveynlerin bu tutumları yüzünden erken olgunlaşırlar ve çocukluklarını tam anlamıyla yaşayamazlar.

6.) AŞIRI KORUYUCU ANNE BABA TUTUMU

Ebeveynler çocuğun üzerine gereğinden fazla titrer ve koruma ihtiyacı hisseder. Bunaltıcı şekilde çocuğa şefkat gösterilir. Genellikle bu tutum anne ile çocuk arasında gözlenir. Çünkü anne toplumdan, ailesinden, eşinden, evliliğinden göremediği saygıyı ve sevgiyi çocuğundan görebilmek için sürekli onunla ilgilenmektedir. Hatta ileriki aşamalarda çocuğu yerine tüm kararları vermekte ve kendine bağımlı hale getirmektedir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Anneye bağımlılık çocuklukta aşırı pekiştirildiği için özgüven eksikliği görülür.

*Yeterli özgüvene sahip olmadıkları için genellikle çekingen bir mizaca sahip olurlar.

*Sosyalleşmekte, çevreye uyum göstermekte aşırı zorlanırlar.

*Ebeveynlerine bağımlı yaşayıp genelde kendi iradeleriyle kararlar almadıkları için hayatlarının geri kalanında neredeyse her konuda kararsızlık yaşarlar.

7.) KABUL EDİCİ, GÜVEN VERİCİ, HOŞGÖRÜLÜ, DEMOKRATİK ANNE BABA TUTUMU

Bu tutuma sahip ebeveynler çocuklarına karşı hoşgörülü davranırlar. Çocuğunu olduğu gibi kabul ederler. Çocuklarına gereken sevgi, saygı ve şefkati gösterirler. Aile içinde duygularını, yaşadıkları olayları rahatça paylaşabilme özgürlüğü tanırlar. Bu ise güven ve iletişim ortamında güzel bir pekiştireç görevi görür. Kararlar alınırken ailenin her üyesi konu hakkında fikirlerini rahatlıkla söyleyebilir. Bu sayede demokratik ortamın temelleri atılmış olur. Çocuk belirli sınırlar içerisinde özgürdür. Eğer yanlış yapacak olursa uyarı ile hata önlenir. Kesinlikle bu tutuma sahip ebeveynler psikolojik veya fiziksel şiddet uygulamaz. Konu veya problem düzgün bir iletişimle çocuğa anlatılıp çözüme ulaşılır. En önemli nokta ise anne, baba her zaman çocuklarına en iyi rol-modeldir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Sosyal ilişkileri kuvvetli çocuklar olurlar.

*Aile ortamında kendilerini rahatlıkla ifade edebilen çocuklar oldukları için her ortamda saygı sınırları içerisinde özgürce düşüncelerini paylaşabilirler.

*Özgüvenleri yüksektir.

*Karakterleri ve kişilikleri gelişmiş ve oturmuştur.

*Huzurlu bir ortamda büyüdükleri için mutlu çocuklardır.

, , , , ,

OKULDA BAŞARIYI YAKALAMANIN SIRLARI!

Bir süre öncesine kadar sadece birer “Üniversite öğrencisi adayı” olan, fakat zor bir imtihanın ardından “Üniversiteli” olmaya hak kazanan gençler, okuldan içeri adımlarını attıkları an daha bir çok sınavdan geçeceklerini ve üniversiteyi bitirmenin de en az kazanmak kadar zor olacağını anlamışlardır…

Çiçeği burnunda üniversitelilerin kendilerini geliştirebilmeleri ve binbir güçlükle kazandıkları üniversiteyi bitirebilmeleri için neler yapmaları gerekir dersiniz?

 

Kimler başarılı oluyor?

  • Yaşadıklarından ders alarak teorik ve pratiği harmanlayabilen
  • Olaylara geniş açıdan bakarken empati sağlayabilen
  • Kendine güvenen ve hayata iyi hazırlanabilen
  • Kendini geliştirmeye hevesli olan
  • Ders dışında da okuyan, kültürlü
  • Dikkat problemleri yaşamayan, kolay odaklanabilen
  • Güçlü bir belleğe sahip olan
  • Hedefleri olan ve onları gerçekleştirmek için çabalayan
  • Okuluna değer veren ve aktivitelere katılan
  • Hocalarıyla ders dışında da fikir alışverişinde bulunan
  • İdeolojisini kendine saklayan, fikirlere açık olan
  • Güveni aptal cesaretiyle karıştırmayan
  • Gündemi takip eden, olaylara farklı yorum getirebilen
  • Yeri geldiğinde akıntının tersine gidebilen
  • Not tutmanın önemini bilen; fotokopilerle değil, kendi notlarıyla çalışan
  • İnsanlarla iyi iletişim kurabilen.
  • Verilenlerle yetinmeyip sürekli bilgiyi arayan
  • Doğru ile yanlış bilgiyi ayırt eden
  • Sosyal yönü güçlü olan, araştırmayı seven
  • Yabancı dil bilen, üniversite kütüphanesini kullanan!

Kimler başarısız oluyor?

 

  • Günlük çalışma planı yapmadan güne başlayan,
  • Derste not almak yerine akılda tutmaya çalışan,
  • Zor ve acil işler yerine, kolay ve önemsiz işlerle ilgilenen,
  • Son gece koca bir kitabı ezberleyebileceğine inanan,
  • Dağınık ve düzensiz bir ortamda çalışan,
  • Ödevlerini yaparken ayrıntılara gereğinden fazla takılan,
  • Sorunları çözümlemeyi erteleyen,
  • Dersleri keyif için sık sık eken,
  • Yapması işe yeteri kadar odaklanamayan,
  • Dikkat eksikliği yaşayan,
  • Arkadaşlarının eğlence planlarına “Hayır!” demeyi başaramayan,
  • Bir işin başlangıç ve bitiş tarihlerini, saatlerini saptayamayan, öğrencilerin başı da genelde karne zamanı ciddi bir biçimde dertte oluyor!

 

Başarıyı yakalamak için…

Eğer bir işe odaklanma noktasında sıkıntı yaşıyorsanız, öncelikli olarak dikkat yetilerinizin ne düzeyde olduğunu öğrenmekle başarıyı yakalamaya başlayabilirsiniz. Ancak çoğu zaman ne düzeyde olduğunu bilmek yeterli olmayabiliyor. Dikkatinizi geliştirmek için ilk olarak ilaçsız çözüm yöntemlerine başvurabiliriz.

Yalnızca okulda değil, iş hayatında da başarılı olmanız için sahip olmanız gereken en önemli özelliklerden bir diğeri de ‘farklı düşünme becerileri’nizin (yaratıcı düşünme) gelişmesi olmasıdır. Uzmanlar ‘farklı düşünme becerileri’nin doğuştan kişide bulunan bir özellik olmadığını, sonradan öğrenilebileceğini söylüyorlar. ‘Farklı düşünme becerileri’ aslında bir düşünce biçimidir, tek farkı; “farklı” olması!

 

Peki, bunları nasıl geliştirirsiniz?

  • Çevrenizdekilerle iletişim kurun: Değerlerinizi herkesle paylaşın. Sorunlarla karşı karşıya geldiğinizde başkalarıyla paylaşın. Çevrenizdekilerin benzer sorunlara tepkisini gözlemleyin.
  • Beyin fırtınası yapın: Çok okuyun, çok izleyin. Aynı soruya, başka başka değer yargıları ve kültürlerin vereceği yanıtları bulmaya çalışın. Ders çalışırken bir gününüzü arkadaşlarla yapacağınız tartışmalara ayırın; aynı konu üzerinde birbirinizin fikirlerini alın…
  • Fikir ve sorularınızı mutlaka not edin: Fikirler ve sorular bir anda insanın aklına gelir, daha sonra uçup giderler; siz hiç yatağından kalkıp şiir yazan şairler olduğunu duymadınız mı!
  • Enerjinizi artırın: Spor yapın, esprili ve neşeli olun. Sorun ne kadar ciddi olursa olsun, alaya almaya çalışın.
  • Bulunduğunuz ortamı rahatlatın: Bir fikir üretmek istediğiniz zaman notlardan, afişlerden hatta size konuyla ilgili çağırışım yapabilecek olan resimlerden yararlanın. Uyarıcı müzikler dinleyin.
  • Beyninizi güçlendirin: Beyin fonksiyonlarınız geliştirmek için sizi zorlayan bulmacalar çözün.
  • Beyninize ve vücudunuza iyi bakın: Sigara, uyuşturucu ve içkinin sinir sisteminiz üzerinde olumsuz etkileri olacağını unutmayın…

 

Başarının 10 düşmanı

  • Olayları dar bir sınıra hapsetmek.
  • Çabuk yargılama ve sonuca gitme eğilimi, belirsizliğe tahammül edememek.
  • Aşırı baskı ile öz disiplini birbirine karıştırmak.
  • Aşırı ciddiyet. Hayal gücü, mizah, oyun ya da hobileri küçümsemek.
  • Bilimsellik adına sezgiyi küçümsemek.
  • Özgüven eksikliği, farklılığı göze alamama, sosyal uyum kaygıları ve korku.
  • Tek taraflı uzmanlaşma, iş ya da yaşam biçimi.
  • Olayları, kavramları zihinde canlandıramama, dilin yanlış kullanımı.
  • Farklılığa tahammül edemeyen bir aile ya da iş ortamı, sosyal ortam.


, , , , ,

DİKKAT EKSİKLİĞİ NEDİR?

Dikkat eksikliği, genellikle okul öncesi dönemde ortaya çıkan ve okul hayatının başlamasıyla belirginleşen bir durumdur. Görülme sıklığı %2-4 arasındadır. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla daha sık rastlanır. İlkokul çağında, sorumluluklar arttıkça, veliler ve öğretmenler tarafından fark edilmeye başlanır ve çoğunlukla ebeveynler bu konuda ne yapılması gerektiğini bilememektedirler. Dikkat eksikliği oldukça yaygın bir sorundur ve eğer tedavisi için herhangi bir adım atılmazsa kişinin okul hayatında, yetişkinlikteki iş hayatında ve hatta sosyal ilişkilerinde de kişiyi olumsuz yönde etkiler. Ebeveynlerin, eğitimcilerin ve çocuğun çevresinde bulunan diğer yetişkinlerin dikkat eksikliği bozukluğu belirtilerini fark edebilecek kadar biliyor olması, çocuğun davranışlarını, bir etkinliğe yoğunlaşma şeklini ve sosyal ilişkilerini iyi gözlemlemesi teşhisin konulabilmesi için atılacak ilk ve en önemli adımdır. Peki, bu dikkat eksikliği belirtileri nelerdir?

 

Öncelikle belirtilmesi gereken nokta, dikkat eksikliğinin belirtileri üç ana kategoride toplanabilir. Bunlar, konsantrasyon eksikliği, hiperaktivite ve dürtüselliktir.

 

 

Konsantrasyon eksikliğini nasıl anlarız?

1) Ev ödevleri ve evrak işleri gibi yoğunlaşma gerektiren görevlerde başarısız olunması.

2) Herhangi bir iş üzerinde uğraşırken, aslında başka insanların ilgisini dağıtmayan bir ses ya da olay ile yapılan işe devam edilememesi, bırakılması.

3)  Yapılan işte basit hatalar yapma, ayrıntılara dikkat etmeme ve yapılan işin dikkatsiz, düzensiz ve dağınık yapılması.

4) Günlük yapılması gereken sorumlulukları ve aktiviteleri unutma ve geciktirme.

5) Sosyal ilişkilerde, karşıdaki kişiyi dinlemekte zorlanma, söylenenleri akılda tutamama, ayrıntıları kaçırma.

6)  Sürekli olarak bir iş, oyun ya da hobiden sıkılıp diğerine geçme.

7)  İşleri erteleme ve geciktirmeye meyilli olma.

 

 

Peki, hiperaktivite belirtileri nelerdir?

1) Uzun süre oturamama, sürekli hareket halinde kıpır kıpır olma.

2) Durmadan amaçsızca ayakta dolaşma.

3) Nedensiz koşma, tırmanma, atlama, çarpma.

4) Sessiz kalmakta ve dinlemekte zorlanma, yüksek sesle konuşma.

5) Aşırı konuşma.

6) Grup aktivitelerinde kurallara uymakta zorlanma.

 

Çocukların %1’i DEHB’in ağır şeklini yaşar.

Okul öncesi dönemde zaten sıklıkla gözlenen bu belirtiler, okul hayatı başladığında yoğunluğunu kaybetmelidir. Eğer kaybetmiyorsa hiperaktiviteden şüphelenilmelidir. Gözlemlerin ebeveyn ve eğitimci

 

 

Dürtüsellik kendini nasıl belli eder?

1) Sabırsızlık.

2) Gelen soru tamamlanmadan cevap verme.

3) Sıra beklemekte ve takip etmekte zorlanma.

4) Karşıdaki kişinin sürekli sözünü kesme.

5) Yanlış zamanlarda ve durumlarda konuşma.

 

DİKKAT EKSİKLİĞİ NASIL OLUŞUR?

 

Asıl sebebi henüz bilinmemekle birlikte, yapılan çalışmalara göre bozukluğun ortaya çıkmasında hem biyolojik hem de genetik faktörler etkili olmaktadır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların beyinlerinin bazı bölgelerinde bulunan ve verileri ileten kimyasal ileticilerin çalışmalarında bozulmalar gözlenmiştir. Beynin bu bölgeleri hafıza, motivasyon, konsantrasyon ve planlama gibi günlük hayatımızı düzene sokan sorumluluklara sahiptir. Bu görevlerin olması gerektiği gibi gerçekleşmemesi sonucunda az önce bahsettiğimiz belirtiler kendini göstermeye başlar.

Bu belirtileri gösteren pek çok çocuğun hikayesinde enfeksiyon, zor doğum, beyin travması ya da hamilelikte tüketilen ilaçlar ile maruz kalınan toksinler görülmüştür. Her ne kadar ebeveyn davranışları ve sosyal çevre dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun ortaya çıkmasına neden olmasa da, davranışların kontrol altında tutulması ve belirtilerin azalıp artmasında son derece önemli bir yeri vardır.

 

 

HAREKETE GEÇMEMİZ GEREKTİĞİNİ NASIL ANLAYACAĞIZ?

 

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun varlığından söz edebilmek için

 

  • Belirtilerin yedi yaştan önce başlaması
  • En az iki ortamda görülmesi (okul, ev vb.)
  • Süreklilik göstermesi ve
  • Günlük yaşamı etkileyecek boyutta olması gerekir.

 

 

Doğru ve tutarlı bir gözlem çok önemlidir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında ve şüphe duyulduğunda bir psikoloğa danışılması gerekmektedir.

 

NASIL ÜSTESİNDEN GELECEĞİZ?

 

Yapılan çalışmalara göre; dikkat eksikliğinin çözümü için öncelikli olarak asla ilaç tavsiyesi yapılmamalıdır. Dikkat eksikliği için verilen ilaçlar kişide bağımlılık haline gelebilmekte ve zamanla etkisini kaybettiği için doz artırımına ihtiyaç duyulmaktadır. Yine arttırılan dozlar da zamanla etkisini kaybetmekte ve yüksek doz sonucu kişide uyku düzeninin bozulması, iştah ve kilo kaybı, baş ağrısı ve sinirlilik gibi yan etkiler gözlenebilmektedir.

Burada yapılması gereken dikkat eksikliği üzerinde çalışmakta olan bir psikoloğa danışmak ve psikolog kontrolünde yürütülecek olan dikkati onarmaya yönelik çalışmalara uyum göstermektir.

Özellikle dikkat eksikliği olan çocukların daha fazla düzene ve kurallara ihtiyacı vardır. Hiperaktivite belirtilerine de sahip ise enerjisini boşaltıcı etkinlikler onlar için faydalı olabilir. Dikkati geliştirmek için yapılan çalışmaların yanında beslenme şekli de büyük önem taşımaktadır. Öncelikle şeker, çikolata gibi çocuğu biyolojik anlamda olumsuz etkileyen besinlerden uzak durulmalıdır. Özellikle B12 seviyesinin kişide normal aralıkta olduğuna emin olunmalı; sınıra yakın ya da düşük ise hemen desteklenmelidir. B12 desteği yanında OMEGA desteği de sağlanmalıdır. Bu desteklerle beraber dikkati toparlayıcı çalışmalar sürdürülmelidir. Tüm süreç bir bütündür ve hiçbir koldan bu süreçte açık kapı bırakmamak önemlidir. Bu nedenle çocuk, ebeveyn ve eğitimciler sürekli işbirliği halinde olmalıdırlar.

, ,

ÇOCUK EĞİTİMİNDE AİLENİN ÖNEMİ

İyi bir çocuk yetiştirmek için anne babanın “çocuk eğitimi” konusunda gerekli bilgileri edinmeleri mutlaka şarttır. Çünkü insan yetiştirme yanlış adım affetmez.

Ülkemizde Psikoloji ilmine olan bu yabancılık kendini en çok eğitim sahasında gösteriyor. Nasıl ki basit bir makinenin kullanılabilmesi için o makine konusunda mühendislik fakülteleri açılıyor, kitaplar yazılıyor, araştırmalar yapılıyorsa, binlerce makineden daha kompleks bir psikolojik ve biyolojik yapıya sahip bir insanı yetiştirmek için de, o işin eğitimini almak önemli olsa gerek!…Çocuğun yanımızda sadece bedenen normal gelişimini sürdürmesi, büyüyor olması onu iyi yetiştiriyoruz anlamına gelmez!…

 

ÇOCUK YAŞADIĞI ORTAMDAN İZLER TAŞIR. Çocukların olumlu ya da olumsuz yetişmeleri, içinde bulundukları ve geliştikleri ortamın durumuna bağlıdır. Bir anne-baba için iyi çocuk yetiştirmenin ilk basamağı, çocukların her davranışından, çevreden ve okuldan önce kendilerinin birinci dereceden sorumlu oldukları bilincine varmaları gereklidir.

Çocuklarının yaramazlıklarından, huysuzluklarından, itaatsizliklerinden televizyonun karşısına geçip faydalı-faydasız her programı seyretmelerinden, ders çalışmalarından yakınan büyükler, her şeyden önce ev ortamını ciddi bir şekilde mercek altını almalıdırlar. Eğer ev ortamı böyle problemlere sebebiyet verecek durumda ise her şeyden önce bunlar çözülmelidir.

İnsanlar yeni bir şeyi öğrenirken genellikle kendilerine bir model seçerek onu taklit ederler ve bu tip öğrenme çocuklarca belki de önemli öğrenme biçimidir. Çocuklar karşılarında daima öğütler veren insanlar değil, o öğütleri yaşayan modeller görmek ister. Çocuğa “kitap oku” tavsiyesinden ziyade kitap okuyarak bunun aşılanmasının daha etkili olduğunu herkes takdir eder.

ÇOCUĞUNUZA SÜREKLİ NASİHAT VERMEYİN

 

Bazı Gerçekleri Anlatmak İçin Uygun Fırsatları Kollayın. Çocuğunuza olur olmaz her yerde, “Bizim zamanımızda nerde böyle güzel kitaplar, dergiler; bir çantamız dahi yoktu, eşyalarımızı bir torbaya doldurulur öyle okula giderdik; düzgün bir ayakkabımız, ceketimiz bile yoktu,” gibi eskiden yaşadığımız olumsuz şartları anlatıp kendilerine sağladığınız imkânları onların başına kakmayın. Bu söylenenler yaşanmış gerçekler olsa da genelde çocuklar eleştirdikleri, azarlandıkları zaman söylendiği için, çocuğun bir kulağından girer birinden çıkar.

Bunlar çocukla iyi bir iletişimde bulunulan anlarda söylenirse daha eğitici olur ve bu acı gerçekler çok ucuza satılmış olmaz. Ayrıca 13 yaşındaki çocuğunuzdan 30 yaşındaki bir insanın düşünce ve şuurunu bekliyorsunuz. Halbuki onda mantık değil, daha ziyade his hâkimdir. Siz kendi kendinize “ben onlara bu kadar imkân sağlıyorum, bu kadar zorluklara katlanıyorum onun hiç umurunda değil” diye düşünerek, onu nankörlükle suçlarsınız.

Uzun süre onlarla uğraşır, sular, bakımlarını yapar, etraflarını açar ve nihayet yıllar sonra onlardan istifade etmeye başlar. Bir çocuk da sizin şimdi diktiğiniz bir tohum gibidir. Sizin ona sunduğunuz imkânları bugün değil yıllarca sonra, olgun bir insan olduğu zaman değerini anlayacaktır.

 

 

ÇOCUĞA SAYGI GÖSTERMEK

 

İlkokul yıllarında öğretmenimiz bir gün bize, “Çocuklar küçükler büyüklerine saygı göstermeli, peki büyükler küçüklere nasıl davranmalıdır.” diye bir soru sormuştu. Sınıfça hep bir ağızdan “Büyükler küçüklere sevgi göstermeli” öğretmenim diye bağırmıştık. Öğretmenimiz “evet çocuklar fakat bu cevap eksik, zira büyüklerde de küçüklere saygı göstermelidirler” demişti. Çocuğun küçük olması onun düşünce, his ve isteklerinin küçümsenmesine neden olmamalıdır. Çocuklar his dünyasının zenginliği itibariyle, bizden kesinlikle geri değildir.

Günümüzde yaşanan çetin hayat şartlarında aileler günlük hayatlarında fazlasıyla sinirlidir. Büyükler çocuklara karşı davranışlarında pedagojinin ortaya koyduğu esaslara göre değil de, kendi iç dünyalarına, o anki ruh hallerine göre davranmaları; çocukları ikilemlere, çıkmazlara sokmaktadır. Bir gün çocuğun bütün isteklerine müsamayla bakıp, öbür gün kıpırdanmasına bile tahammül etmemek gibi tutarsız davranışlara, çocuğunuz çok sert tepki göstermiyorsa, şimdilik masum dünyasında anne-babanın her zaman doğru söyleyen ve davranan insanlar olduklarına inanmalarındandır.

Şimdilik tepkilerini içine gömen çocuk, ergenlik dönemi başladığında, düşünce ufku genişledikçe, böyle tutarsız davranışlara artık tahammül edemeyecek ve isyan bayrağını çekecektir. Depoladığı tepkiler birden patlak verince, sizde; “Bu sessiz, sakin, laf dinleyen çocuk durup dururken nasıl oldu da böyle değişti” diyerek şaşıracaksınız.

ÇOCUĞUNUZU ELEŞTİRMEYE NE ZAMANA KADAR DEVAM EDECEKSİNİZ?

 

                Çocukları yetiştirirken anne babalar sürekli olarak çocuğun davranışlarını “iyi, kötü, ayıp” biçiminde değerlendirildiğinden, küçük yaşta yargılama tutumu şahsın içine yerleşir ve çoğu kere kişi gelen mesajları bu eğilim içinde değerlendirir.

 

 

 

BAŞKALARININ YANINDA ÇOCUĞUNUZU ELEŞTİRMEYİN. Çocukları başkalarının yanında azarlama, tenkit etme hatasını birçok anne babalar yaparlar. Özellikle bunu çocuklarının öğretmenlerinin yanında yapmaları çok mahzurludur. “Hocam eve gelince kitaplarını bir kenara atıyor ve televizyonun karşısına geçiyor, imtihanı olmasına rağmen dersini bıraktı maça gitti. Hocam her gün elli kere kendisine ders çalış diyorum ama beni hiç dinlemiyor”; gibi yaklaşımlarla çocuk ya yüzsüz ya utanmaz olur, böylece artık öyle olduğunu kabullenir; ya da utangaç ve pısırık olur. Daha kötüsü çocuk bu tür hatalarını hocası öğrendi diye, hocasının yanında eziklik duyar. Size çocuğunuzun yanlışlarına hiç tepki göstermeyin demiyoruz. Fakat çocuğun bir hatasını onun da olduğu bir zaman, hocasına şikayet etmek daha büyük bir hatadır. Bu durumda çocuğun size olan güveni sarsılır. Artık ondan sonra hocasına söyleyebileceğiniz şeyleri sizden gizli yapar, size karşı kendisini gizler ve asıl büyük tehlike de bundan sonra başlar.

 

ÇOCUĞUNUZU GERÇEKTEN DİNLİYOR MUSUNUZ?

 

Anne babalar genellikle çocuklarını dinlediklerini düşünürler, oysa çocuk konuşurken sürekli ikaz, hatırlatma, önerilerde bulunma ve fikir yürütme gibi müdahalelerle çocuğu aslında dinlemezler. Problemi olan veya kendinden bir şey anlatmaya çalışan bir kimseye uyarı, ikaz, yargılama gibi müdahaleler, konuşan kişinin susmasını veya kendini duyulmamış hissederek küsmesine, içine kapanmasına neden olur. Çocuklar ve gençlerle yapılan mülakatlar, gençlerin çoğu zaman; ailelerinin neden kızdığını pek anlayamadıklarını ortaya koymuştur. “Benim annem her şeye kızar zaten, benim babam aksidir, ne yapsam tepki gösterir ” gibi yorumlara sık sık rastlarız.

Bir kayayı azar azar delen su damlaları gibi, her gün tekrarlanan yıkıcı ifadeler gençlerin ve çocukların kimlik duygusunu zedeler. “Geri zekâlı, aptal, tembel, düşüncesiz” gibi ifadeler çocuğun iç dünyasını alt üst eder. Onuru kırılan genç, bunlara tepki göstermeye çalışınca, evde çatışma başlar. Aile daha fazla baskı ve ceza yöntemleri uygulamaya başladıkça gençte başkaldırma, isyan duyguları iyice gelişir ve perçinleşir. Neticede kaybeden her zaman anne ve babadır. Çünkü çocukların değişik sıkıntılara düşmelerinden üzülecek ıstırap duyacaklar yine onlardır.

Çocuğun sevinç, üzüntü ve endişelerini çekinmeden anlatabileceği tek insan onun anne babasıdır. Bu durumlarda ebeveyn çocuğunu her zaman sabırla dinlemeli ve ona arkadaşlık etmelidirler. Eğer çocuk her istediğini rahatlıkla evdeki büyüklerine anlatamazsa ya bunları dış dünyada bizim istemediğimiz başka insanlara anlatıp onları dertlerine ortak eder ve onların söylemesi muhtemel yanlış düşünce ve fikirlere kapılır; ya da en küçük problemlerini bile içine atacak ve bu problemler çocuğun şuuraltında biriktikçe çocuk içine kapanacaktır.

 

 

ÇOCUĞUNUZA SEVGİNİZİ NASIL İLETİYORSUNUZ?

 

                Günümüzde pek çok çocuk ailesi tarafından gerçekten sevildiğini hissedememektedir. Oysa her anne baba, şüphesiz, çocuklarını sever. Fakat çoğu zaman araştırmalar çocukların bir şeyden yoksun edildikleri, aileleri tarafından onlara verilmesi gereken bir şeyin kendilerinden esirgendiğini hissettiklerini ortaya koymuştur. Bu eksikliği hissedilen şey kayıtsız şartsız sevgidir. Anne babaların çocuklarını sevmediklerini söylemiyoruz. Fakat çocukların durumuna baktığımızda bazı anne babaların sevgilerini çocuğa nasıl ileteceklerini bilmediklerini gösteriyor. Bir çocuğun midesinin doyurulmasından daha önemlisi, “Duygusal açıdan beslenmesidir.” Çocuklar arasında duygusal açıdan iyi beslenenlerle, iyi beslenmeyenler çok kolay fark ediliyor. Tabi ki bu besinin çocuk tarafından alınışı gelişim aşamalarına uygun olarak farklılık gösterebilir.

 

 

SEVGİ NASIL İLETİLMELİ

 

Çocuklar duygusal varlıklardır, duygularıyla iletişim kurarlar.

Çocuklara sevgi genel olarak dört yolla iletilebilir;

  1. a) Gözle iletişim.
  2. b) Bedensel iletişim.
  3. c) Odaklaştırılmış ilgi.
  4. d) Disiplin.

 

Maalesef günümüzde anne babalar bunlardan sadece disiplini uygulamaktadırlar. Fakat ne acıdır ki; çoğu zaman yanlış uygulanmaktadır. Çok iyi disiplin görmüş ama sevilmediğini hisseden pek çok çocuk vardır. Anneler genelde ikisi aynıymışçasına, disiplinle cezayı aynı şey zannederler. Kendilerine böyle sevgi gösterilmemiş çocuklar aşırı sessiz, biraz asık suratlı ve içine kapanıktırlar. Sevgiyle büyütülen bir çocukta görülen tabiilik, içtenlik, merak ve çocuksu taşkınlık onlarda yoktur. Ve ergenlik dönemine girerken bu çocuklarda genellikle davranış problemleri ortaya çıkar, bunun da sebebi; anne ve babalarıyla arasında güçlü bir sevgi bağı olmayışıdır.

, ,

Beslenmenin Okul Başarısına Etkileri

Beslenme; anne karnında başlayarak insan sağlığının devamlılığı için gerekli olan en önemli faktörlerden birisidir. Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme herkes için olduğu gibi, özelliklede büyüme ve gelişim sürecindeki çocuklar için daha önemlidir. Bu yaşta kazanılan doğru beslenme alışkanlıkları çocukların bilişsel gelişimi için son derece önem arzetmektedir.

Çocuk doğduğu andan itibaren bilişsel gelişimi başlar. Çocuğun bilişsel gelişimi için en önemli öğünlerden biri kahvaltıdır. Yapılan araştırmalara göre, güne farklı gruplardan besinler içeren kahvaltıyla başlayan çocukların okul başarısı artmaktadır. Kahvaltı, öğrenmeyi olumlu yönde etkiler, çocuklar daha başarılı olurlar, problemleri daha kolay çözer, derse daha iyi konsantre olurlar,  daha geç yorgunluk hissi oluşur ve kas işlevleri daha iyidir. Bununla birlikte kahvaltı eden çocuklarda şişmanlık/obezite görülme oranı daha azdır. Yetersiz ve dengesiz beslenen öğrencilerin, dikkat ve konsantrasyon süreleri kısalıyor, algılamaları azalıyor. Bu da okul başarısının düşmesine neden oluyor.

 

Peki, Sağlıklı Beslenmeleri için neler yapılabilir?

  • Aile, her çocuğun hayatında çok önemli bir unsurdur. Çocuklar her zaman için anne ve babalarını örnek alırlar. Bu nedenle çocuğunuza sağlıklı ve dengeli beslenmeyi öğretmek istiyorsanız, işe ilk önce kendinizden başlamanız gerektiğini de unutmayın.
  • Eğer çocuğunuza okulda kahvaltı veriliyorsa öğretmenlerin denetiminde bu önemli öğünün düzenli tüketmesi her hangi bir cezalandırma yapılmadan sağlanmalıdır.
  • Çocuğunuza ara öğün alışkanlığı kazandırın. Bu öğünlerde hazır kek, kurabiye, börek, asitli içecekler gibi besinler yerine sağlıklı sandviç, taze sıkılmış meyve suları, süt, ayran, taze/kuru meyve, havuç, salatalık, domates gibi sebze alternatifler sunabilirsiniz.
  • Eğitim-öğretim süresi uzun ve okulda öğlen yemeği verilemiyorsa ara öğününün miktarını arttırarak öğle yemeği şeklinde tüketmesini sağlayabilirsiniz.
  • Sevmediği ve tüketmeyi reddettiği bir besin grubu varsa farklı şekillerde sunup tekrar deneyin.
  • Evde cips, çikolata, bisküvi, gazlı içecekler, hazır meyve suları bulundurmayın. Ancak baskıcı davranmamaya çalışın, yoksa uyarınız bu yiyeceklerin çekicilikleri arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Bu besinleri, sağlıklı alternatifler ile dengelemeyi önerin
  • Çocuklar mutfağa girip yardım etmekten hoşlanır. Çocuklarınızdan ara ve ana öğünleri hazırlamak için yardım isteyin, onları yüreklendirin. Böylece yemekleri daha kolay ve severek yediklerini göreceksiniz.
  • Planlı ve programlı yaşamanın önemini mutlaka öğretin. Çocuklarınıza çalışma, uyuma, yemek yeme, oyun oynama gibi işler için zamanını dengeli kullanma alışkanlığını bu dönemde kazandırabilirsiniz.
  • Çocuklarınızın düzenli, yeterli ve dengeli öğünler tüketmesini sağlayarak, sağlıklı nesillerin gelişimi için katkıda bulunabileceğinizi lütfen unutmayın…