, ,

HAZZI ÖTELEMEK

                                           HAZZI ÖTELEMEK

Haz Nedir?

Haz hoşa giden bir şeyin uyandırdığı duygudur. Bu bir yiyecek, bir eşya, bir oyuncak veya oyun olabilir.

Hazzı Ötelemek Nedir?

Hazzı ötelemek bir kişinin istediği, hoşlandığı şeye o an sahip olamaması, ertelemesidir. Sabrın öğrenilmesidir. “İrade” ve “öz disiplin” kavramlarının bu süreçte devreye sokulmasıdır. Örneğin; annesi çocuğa çikolata almıştır fakat yemekten sonra yiyebileceğini söyler. Çocukta çikolatayı yiyebilmek için sabrederek bekler. Çocuk için çikolata haz kaynağıdır ve onu yiyebilmek için yemek vaktini bekleyerek hazzını ötelemiş olur.

Hazzı ötelemek “alışkanlıklarımızı” değiştirmek olarak da düşünülebilir. Alışkanlıklarımızı değiştiremediğimizde bunlar sadece niyet üzerinde kalır. En klişe örnekleri vermek gerekirse rejim yapmak, sigarayı bırakmak gibi niyet olarak kalıp hazzı öteleyemediğimiz için hayata geçiremediklerimizdir.

Bazen bilinç, bazen ebeveynlerin karakterleri, çevre dahilinde gelişebilir. Hazzı öteleme davranışı çocukken kazanılan bir alışkanlıktır ve yedi yaşına kadar çocuğa yerleşir. Sağlıklı bir yetişkinlik için çocuklukta kazanılması gereken bir davranıştır. Aksi halde hazzı öteleme davranışı çocuklukta kazanılmamış ise ilerleyen yaşlarda bu davranışın kazanılması çok güçtür. Profesyonel yardım gerektirir.

Haz öteleme ve başarı ilişkisi

Haz öteleme başarıyı getiren en kıymetli formüldür. Haz erteleme-başarı ilişkisinin temelleri okul yıllarında atılır. Hazzı öteleyemeyen çocuk okul hayatında derslerine, sorumluluklarına odaklanması gerekirken o bunu yapamaz. Haz aldığı kaynaklara yönelir. (koşmak, oynamak…) Derslerine gereken özeni gösteremediği için notları düşer. Unutulmaması gereken önemli nokta notlarının düşük olması zeki olmadığı anlamına kesinlikle gelmez. Sadece o an ders çalışmak istemeyip, oyun oynamak istiyordur. Yani söz dinlemez sorumluluğunu çiğner ve hazzına yönelir. Bu durumda okul ortamında çocuğu “sorunlu” olarak kötü şekilde etiketleyebilirler. Tüm bu negatif durumların sonucunda ise başarısızlık kaçınılmaz olur.

Öz disiplin (iç disiplin) ve başarı ilişkisi

Başarılı kişiler “iç disipline” sahip olurlar. İç disiplin; kişinin duygularını dengede tutmasını, davranışlarından sorumlu olmasını belirtir. İç disipline (öz disiplin) sahip olan kişilerin zaman planlaması gelişmiştir. İşlerini nasıl, ne zaman yapacaklarını bilirler. Bu durumda başarı kaçınılmaz bir hal alır.

Bazı yetişkinler ise işe başladıklarında ilk kolay işleri halletmeyi tercih ederler. Sıkıcı işeri sonlara bırakırlar. Bu yüzden gün sonuna kadar işerini yetiştiremezler. Sebebi ise “öz disiplinlerinin” olmayışıdır. Zaman planlamaları gelişmemiştir. Tüm bunlardan dolayı iş hayatında başarısız olup çok iş değiştirebilirler. Maddi zorluk yaşayabilirler. Genelde ise bu durumdan başkalarını sorumlu tutarlar.

Çocukluklarında yüksek not almanın sistematik bir çalışmaya bağlı olduğunu öğrenebilselerdi yetişkinlikte de iş hayatında yükselebilmek için sıkıcı işlerin bile yapılması gerektiğini bilebilirlerdi.

Haz öteleme davranışı ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ilişkisi

DEHB olan çocuklarda haz öteleyememe davranışı daha fazla görülüyor. Sebebi ise dürtüselliği çok yoğun yaşamalarıdır. Dürtüsellik; aşırı riskli, genelde istenmeyen, sonuçlara yol açan dikkatsiz ve sabırsız davranışlardır. Bu durumu yaşayan çocuk ise kıpır kıpır oluyor, istediğini hemen gerçekleştirmek istiyor. Haliyle sınır koymak zorlaşıyor. Ancak şu yanılgıya düşmemek lazım sınır koyamama DEHB’ nun nedeni olarak görülmemeli. İyi bir DEHB tedavisi ve ebeveynlerin alacağı çocuğa doğru yaklaşabilme eğitimi ile problemde hızlı bir iyileşme görülebilir.

Çocuğa haz öteleme davranışının öğretilmesi

Haz öteleme davranışını çocuğa öğretirken en iyi model anne-babadır. Ebeveynler hayatlarında sınırlarını iyi çiziyorlar mı? İradeleri ne durumda? Sorumluluklarını yapmaları gereken zamanda yerine getiriyorlar mı? Gibi sorular çok önemlidir. Çünkü çocuğa anlatmakla kalmayıp bunu davranışlarımızla göstermemiz gereklidir.

Haz ötelemede çocuğun irade mekanizması devreye girecektir. Bu yüzden irade eğitimi önemlidir. İrade eğitiminde çocuklara belli sorumlulukların verilip tam ve özenli yapması istenir. (Örneğin; evin toplanmasına yardım etmek) Çocuk bu sayede çalışmanın, üretmenin, işe yaradığının zevkine varacaktır. En önemli nokta ise çocuğun bu iyi alışkanlığın geliştirilmesi adına muhakkak belli pekiştireçlerle davranış desteklenmelidir. (Takdir etme, ailecek davranışı konuşup perçinlemek gibi)

Ayrıca çocuğun hazzı öteleyebilmesi için 4 yaşından itibaren, gelişimine uygun olarak belli sınırlar(kurallar) koyulabilir. Önemli olan husus koyulan sınırlar ve kurallar sürdürülebilir olmalıdır.

Haz ötelemeyi öğrenemeyen çocukların ilerde yaşayabileceği davranış bozuklukları

-Sorumluluk alamazlar.

-Düşünmeden hareket ederler.

-Kötü alışkanlıklar (sigara, alkol) kullanmaya yatkındırlar.

-Sağlıklı ilişkiler kuramazlar. Bu sebepten dolayı genelde evlilikleri boşanmayla sonuçlanır.

-Kavgaya karışma durumları gözlenebilir.

, , ,

EBEVEYN TUTUMLARI

 EBEVEYN TUTUMLARI

Ebeveyn tutumları çocukların sergiledikleri hal ve tavırlara karşı anne ve babaların göstermiş olduğu davranış şekilleridir. Bu tutumlar çocukların kişilik gelişimleri açısından oldukça önemlidir. Çünkü anne babasından çocuk nasıl davranışa maruz kalıyorsa o doğrultuda kişiliğini ve benliğini oluşturacaktır. Ebeveyn tutumlarının diğer önemli etkilerinden biri ise çocuğun olumlu anlamda psikolojik, ruhsal olarak sağlığının oluşması için temel bileşeni oluşturmasıdır. Bunun sebebi; çocuğun ebeveynleriyle iletişimi ne derece sağlıklı, düzgün olursa çocuk o derece kendini ifade etme özgürlüğü bulacak ve psikolojik olarak iyi oluş hali yaşayacaktır. Tüm bunlara dayanarak belli davranış şekillerine göre belli ebeveyn tutumları gözlenmektedir.                                                                                         A.) KAYITSIZ VE PASİF ANNE BABA TUTUMU

Kayıtsız ve pasif ebeveynler çocuğun davranışlarına karşı “ilgisiz” tavırlar sergileyen anne ve babalardır. Çocuğun yaptığı davranış yanlış bile olsa ebeveynler kayıtsız kalırlar, tepkilerini belli etmezler. Diğer bir söylemle çocuğa aşırı hoşgörülü bir tutum sergilerler. Ancak tüm bunlar çocuğun yalnızlaşmasına neden olur. Çünkü neredeyse her davranışına ilgisiz kalan ebeveynleriyle çocuğun giderek iletişimi çok kısıtlı hale gelir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*İletişim kurmakta zorlanırlar.

letişim zorluğundan dolayı sosyal ilişki başlatmada zorluk çekerler.

*Ailesinin ilgisini çekebilmek için saldırgan davranışlar gözlenebilir veya abartılı hareketler sergileyebilir.

*Özgüven eksikliği yaşarlar.

*Hayata karşı aşırı kaygı hissederler ayrıca yetersizlik duygusuna da kapılabilirler.

B.) TUTARSIZ, DENGESİZ, KARARSIZ ANNE BABA TUTUMU

Tutarsız, dengesiz, kararsız ebeveynlerde anne ve baba çocuğun davranışına karşı hem fikir olmayıp, ortak bir payda da buluşamamaktadırlar. Örneğin; anne çocuğun davranışıyla ilgili bir konuya “evet” olarak onay verirken baba “hayır” olarak onay vermez. İşte bu noktada tutarsızlık oluşur. Çocuk ise bu durumda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz ve kafa karışıklığı yaşar.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Kararsız, tutarsız, çabuk karar değiştirebilen çocuklar olurlar.

*Çocuk davranışlarındaki doğru, yanlış ayrımını yapamadığı için neyin nerede ve ne zaman yapılacağı öngörüsünde bulunamaz.

*Çocuk ebeveynlerinin bu tutarsız durumlarından sıyrılıp kendini gösterebilmek için ya aşırı sakin, uslu ya da aşırı huysuz, kavgacı bir profile bürünebilir.

 

C.) BASKICI, OTORİTER, KATI ANNE BABA TUTUMLARI

Baskıcı, otoriter ebeveynler yaşam alanlarında çocuklara çok katı kural ve emirler belirlerler. Aşırı disiplin hakimdir. Çocuğun ne düşündüğünün bir önemi yoktur ve sadece ebeveynlerin dediği olur. Bu tür ailelerde fiziksel ve psikolojik şiddet ön plandadır. Çocuğa her fırsatta ceza verme eğilimindelerdir. Ayrıca cezalar çocuğun yaptığı hatalarla orantılı değildir. Çocuğa hiç sorumluluk verilmez tüm kontrol ebeveynlerin elindedir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Fiziksel ve psikolojik şiddet yüzünden ya çok içe kapanık, çekinik bir çocuk olarak ya da aşırı saldırgan, öfke patlamaları yaşayan bir çocuk olarak gözlemlenir.

*Sorumluluk bilinci geliştirilmediği için genelde başkalarının kararlarına uyarlar.

*Aşırı kuralcı bir alanda büyüdüğü için hayatının ileriki aşamalarında kurallara kesinlikle uymayan birey haline gelebilirler.

*Psikolojik şiddet sırasında sürekli hoş olmayan, kötü cümleler duydukları için kendilerini özgüvensiz ve yetersiz hissederler.

D.) SERBEST ANNE BABA TUTUMU

Serbest tutuma sahip ebeveynler disiplinli ve baskıcı davranmak yerine çocuğu özgür bırakırlar. Aşırı kuralsızlık hakimdir. Anne baba otoritesi, denetimi yoktur. Daha çok çocuklar ebeveynleri üzerinde hakimiyet kurarlar. Anne ve babasına her dediğini yaptırmaya başlar.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Çocuk ebeveynlerine ve çevresindekilere her dediğini yaptırdığı için saygısız ve şımarıktır.

*İstekleri her zaman, anında karşılansın isterler.

*Aile ortamında kurallarla hiç karşılaşmadıkları için okul hayatı ve sosyal ortamlarda kurallara uymakta zorluk çekerler.

*Ayrıca her istediklerinin yapılmasına alıştıkları için sosyal ortamlarda tam aksi bir durumla karşılaştıklarında içlerine kapanıp kendilerini sosyal ortamdan izole edebilirler. Çünkü bu durum onlar için hayal kırıklığı yaratacaktır.

5.) MÜKEMMELLİYETÇİ ANNE BABA TUTUMU

Mükemmelliyetçi ebeveynler çocuktan her şeyin en iyisini, en güzelini yapmasını beklerler. “Kesinlikle hata yapmaz” şeklinde düşünürler. Çocuk kurallara daima uymak zorundadır. Çocuktan tıpkı bir yetişkin olgunluğunda davranışlar beklenilir. Beklentiler çocuğun seviyesinin hep üzerindedir. Ayrıca en ufacık olumsuzlukta ebeveynler başka çocukları anlatıp kıyaslamak isterler.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Çocuk yoğun kurallar yüzünden kendi öz benliğini bulmakta zorlanır, sıkışma yaşar.

*Çocukluğundan beri her şeyin en iyisini yapmaya koşullandığı için istediğini başaramayınca yoğun hayal kırıklığı yaşar.

*Hayatları boyunca hataya yer verilmediği için yanlış yapmaktan korkarlar.

*Ebeveynlerin bu tutumları yüzünden erken olgunlaşırlar ve çocukluklarını tam anlamıyla yaşayamazlar.

6.) AŞIRI KORUYUCU ANNE BABA TUTUMU

Ebeveynler çocuğun üzerine gereğinden fazla titrer ve koruma ihtiyacı hisseder. Bunaltıcı şekilde çocuğa şefkat gösterilir. Genellikle bu tutum anne ile çocuk arasında gözlenir. Çünkü anne toplumdan, ailesinden, eşinden, evliliğinden göremediği saygıyı ve sevgiyi çocuğundan görebilmek için sürekli onunla ilgilenmektedir. Hatta ileriki aşamalarda çocuğu yerine tüm kararları vermekte ve kendine bağımlı hale getirmektedir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Anneye bağımlılık çocuklukta aşırı pekiştirildiği için özgüven eksikliği görülür.

*Yeterli özgüvene sahip olmadıkları için genellikle çekingen bir mizaca sahip olurlar.

*Sosyalleşmekte, çevreye uyum göstermekte aşırı zorlanırlar.

*Ebeveynlerine bağımlı yaşayıp genelde kendi iradeleriyle kararlar almadıkları için hayatlarının geri kalanında neredeyse her konuda kararsızlık yaşarlar.

7.) KABUL EDİCİ, GÜVEN VERİCİ, HOŞGÖRÜLÜ, DEMOKRATİK ANNE BABA TUTUMU

Bu tutuma sahip ebeveynler çocuklarına karşı hoşgörülü davranırlar. Çocuğunu olduğu gibi kabul ederler. Çocuklarına gereken sevgi, saygı ve şefkati gösterirler. Aile içinde duygularını, yaşadıkları olayları rahatça paylaşabilme özgürlüğü tanırlar. Bu ise güven ve iletişim ortamında güzel bir pekiştireç görevi görür. Kararlar alınırken ailenin her üyesi konu hakkında fikirlerini rahatlıkla söyleyebilir. Bu sayede demokratik ortamın temelleri atılmış olur. Çocuk belirli sınırlar içerisinde özgürdür. Eğer yanlış yapacak olursa uyarı ile hata önlenir. Kesinlikle bu tutuma sahip ebeveynler psikolojik veya fiziksel şiddet uygulamaz. Konu veya problem düzgün bir iletişimle çocuğa anlatılıp çözüme ulaşılır. En önemli nokta ise anne, baba her zaman çocuklarına en iyi rol-modeldir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Sosyal ilişkileri kuvvetli çocuklar olurlar.

*Aile ortamında kendilerini rahatlıkla ifade edebilen çocuklar oldukları için her ortamda saygı sınırları içerisinde özgürce düşüncelerini paylaşabilirler.

*Özgüvenleri yüksektir.

*Karakterleri ve kişilikleri gelişmiş ve oturmuştur.

*Huzurlu bir ortamda büyüdükleri için mutlu çocuklardır.

, ,

Çocukta Ödül ve Ceza

Çocukta Ödül ve Ceza

Bazen aileler çocuklarına nasıl davranmaları gerektiğini kestiremeyebilirler. Özellikle çocuk, istenen veya istenmeyen bir şey yaptığında aileler nasıl davranmaları gerektiğini bilemeyebilirler. Çocuk istenmeyen bir şey yaptığında cezalandırılmalı mı veya istenen bir şey yaptığında ödüllendirilmeli mi gibi önemli soruların aileler ve çocukları için önemlidir. Disiplin, çocuğa istenen davranışları öğretmek, istenmeyen davranışları engellemek ve çocuğun kendini kontrol etme becerileri kazanması açısından çocuğa kazandırılması gereken şeylerden bir tanesidir. Çocuğa belirli kurallar koymak ve hayır diyebilmek özellikle bu aşamada önemlidir. Daha da önemlisi, başta uygulanan bu kuralların ve tutumların sürdürebilirliğini sağlamaktır. Dengeli kullanılırsa ödül veya ceza vermek bu disiplini sağlamaya yeterlidir. Ancak bu yöntemin doğru yerde kullanılması da önemlidir.

Çocukta olumlu davranışları geliştirmenin birçok yolu vardır. Bunların en başında gelen yöntemlerden biri ödüllendirmektir. Ödül oyuncak, giysi, vs. gibi çocuğun hoşuna gidebilecek fiziksel aktiviteler olabilir. Aynı zamanda çocuğa sevdiği bir aktiviteyi (bilgisayar, telefonla oynamak, arkadaşlarıyla oynamak, vs. olabilir) yapması için de izin vermek olabilir. Ceza da çocuğun istenmeyen davranışlarını önlemek amacıyla kullanılan yöntemlerin başında gelmektedir. Cezaya karar verirken çocuğun fiziksel özellikleri, yaşı, karakteri, vs. gibi etkenler göz önüne alınmalıdır. Ayrıca duruma uygun, haklı bir ceza olmalıdır. Böylece çocuk yaptığının sonucunda böyle bir ceza aldığını bilebilir. Fakat buradaki önemli nokta ailenin ödüllendirmesinin ya da cezalandırmasının lafta kalmamasıdır. Aile söyleyip uygulamazsa bu durum aile-çocuk arasında bir oyun halini alır. Ceza da istediği bir şeyi almasına izin vermemek ya da sevdiği bir aktiviteyi kısıtlamak olabilir.

Yapılan son araştırmalar ödül-ceza yönteminin uygulanmasının da bazı istenmeyen sonuçları olabilir. İstenen her davranışından sonra ödül alan çocuk, büyüdükten sonra da her davranışından sonra ödül almayı bekleyebilir. Böylece ödül kazanamayacağı durumda çocuk istenen davranışları yerine getirmeyebilir. Olumlu tutum ve davranışları içselleştirmeyebilir. Ayrıca ödül getirmeyen durumlarda başarı duygusunu tatmayabilir, yaptığı işlerden zevk almaz. Yetişkinlik döneminde, her davranışından sonra ödül almadığını fark eden kişi kendini değersiz hissedebilir, depresyon veya bunalıma girebilir. Sürekli yaptığı işlerden övgü almayı bekleyen çocuk, yeniliklere kapalı, kendi kendine yetemeyen ve yaratıcılığı gelişmemiş biri haline gelebilir. Durmadan övgü edilen ve ödül verilen çocuk içine girdiği sosyal ortamlara uyum sağlamayı öğrenir, fakat değişmeye kapalıdır ve insanlar tarafından ödüllendirileceği davranışları gösterir.

Ödül yeri geldiğinde verilmeli, pekiştirilmesi amaçlanan davranışlar için ödül verilmelidir. Ödül verilirken çocuğun belirli bir davranışı amaçlanmalıdır. Mesela; ödevini yaptıysa, ödülün ödevini yaptığı için verildiği söylenmeli, çocuğun karakteri hakkında bir yorum yapılmamalıdır. Ödül verilirken, çocuk hangi davranışından sonra ödül aldığını bilmesi önemlidir. Ödevini yaptıktan sonra ödül alıyorsa, çocuk da ödevini yaptıktan sonra ödül aldığını bilmelidir. Ayrıca aileler nasıl hissettiklerinden de bahsetmelidirler.

Çocukları istenmeyen davranış sergilediğinde ceza verme yoluna giden aileler, verdikleri cezalardan sonra çocuğun bir daha o davranışı göstermeyeceğini düşünebilirler. Fakat belirli bir davranıştan sonra ceza alan çocuk, o davranışın sonucunu görmediği için, davranışının kötü olduğunu içselleştirmeyebilir ve sadece ailesinin etrafında o davranışı yapmamaya dikkat edebilir. Ayrıca her istenmeyen davranışından sonra da ceza alan çocuk için bir süre sonra bu cezalar etkisini yitirebilir. Ayrıca belirli bir davranıştan sonra ceza alan çocuk o cezayı genellemeyebilir. Ceza yöntemi aile-çocuk arasındaki ilişkiyi zedeleyebilir. Çocuğun kendisini aciz, daha sinirli hissetmesine neden olabilir, çocuğun kendine olan güvenini azaltabilir ve daha önemlisi çocuk cezayı veren kişiye karşı sinirlenebilir.

Ceza yönteminin daha etkili olabilmesi için çocuğa neden ceza aldığı açıklanmalıdır. Böylece çocuklar davranışlarının sonucunu anlayabilirler. Ortamı değiştirip veya çocuğunun dikkatini başka yöne çekerek de istenmeyen davranışlar önlenebilir. En etkili yöntemlerden biri beklentiyi karşılayacak düzeyde çocuğa seçenek sunmaktır. Mesela çok bilgisayarla oynadığı düşünülüyorsa; şimdi kitap okuyalım ya da oyun oynayalım mı diyerek çocuğa seçenekler sunulabilir. Diğer bir yöntem de çocuklara davranışlarının sonuçlarını yaşamaları için fırsat vermektir. Mesela telefon kullanımı konusunda tartışmalar yaşanıyorsa; telefonu eski model bir telefonla değiştirerek çocuğun telefonla çok fazla oynamasının önüne geçilebilir.

, , , ,

Çocuklarda zaman yönetimi; planlama ve organizasyon becerisi kazandırma

Çocuklarda zaman yönetimi; planlama ve organizasyon becerisi kazandırma

 

Nedir?

Zaman yönetimi, üreticiliği ve verimliliği arttırmak amaçlı olarak, belirli aktiviteler üzerinde harcanan zamanı bilinçli bir şekilde kontrol etme yöntemidir. Daha çok iş hayatında yetişkinler için üzerinde durulan bir konu olmasına rağmen, çocuklara erken yaşlardan kazandırılan planlama ve organizasyon becerilerinin katkısı büyük oluyor.  Belirli görevleri, projeleri bitirirken kullanılan çeşitli beceriler, araçlar ve teknikler ile zaman yönetimi desteklenir. Zaman yönetimi kişisel bir süreçtir bu nedenle kişinin çalışma stili ile koşullarına uygun olmalıdır.

Neden?

Çocuğunuza öğreteceğiniz zaman planlaması ile ona hayat için önemli bir araç sunmuş olacaksınız. İlerleyen zamanlarda okul çalışmaları ile kişisel çalışmaların, aile zamanı ile sosyal zamanı çakıştığında çocuğunuz gerginlik yaşamadan bu aktiviteleri düzenleyebilecek beceriye sahip olur.

Yoğun bir hayatta çocuklar okul, ev ve sosyal alanlarındaki sorumluluklarını ve aktiviteleri dengelemekte güçlük yaşarlar. Çocuklara sadece zamanı planlamayı değil, zamanı da daha etkili kullanmayı öğretebildiğimizde onlara hayat boyu fayda sağlayacak bir beceri kazandırmış oluruz. Bu beceriyi kazanmak her çocuk için kolay olmuyor ancak sabırlı ve tutarlı olduğunda her çocuk bu beceriyi içselleştirebilir.

 

Okul Çağı Çocuklarda Zaman Yönetimi

Çocuğunuz ile gün içi zamanları, o gün içinde ne kadar fazla etkinlik yapabileceğinizi, çalışmasını tamamlamak için ne kadar süreye ihtiyacı olduğunu konuşabilirsiniz.

Çocuğunuza bir ajanda alabilir veya bir ufak deftere tarih-gün yazarak ajandaya dönüştürebilirsiniz. Çocuğunuza ödevlerini, projelerini teslim tarihlerini, önemli günleri, gezileri, doğum günlerini buraya kaydetmesine yardımcı olun. Bazı çocuklar için yine büyük aylık takvimi odasının duvarına asmak ve oraya not almasını sağlamak daha etkili olabilir.

Çocuğunuza ajandasına/takvimine o gün için planladığı etkinlikleri, yapması gerekenleri süreleri ile yazmasına yardımcı olun. Etkinliği tamamladığında ise ne kadar süre geçtiğine bakın ve tahmini ile karşılaştırın. Bu sayede çocuğunuz belirli etkinlikleri yapmanın ne kadar zaman aldığını öğrenir, içselleştirir.

Çocuğunuza öncelik belirlemeyi öğretin. Yapması gereken ve yapmak istediklerini ayırt etmeyi onunla çalışın. Her şeyi bir anda düzgün bir şekilde yapamayacağını, öncelik sıralaması yapmasının önemini belirtin. O gün veya o hafta yapılması gerekenler, yapmak istediklerim diye bir liste hazırladıktan sonra yapılması şart olanlara bir yıldız, yapmak istediklerine bir gülen yüz koyarak öncelik belirlemeyi öğrenebilir.

 

Tüm yaş grubundaki çocuklar için;

  • Zaman tanıyın.Çocuğunuza yapılması gerekeni o anda söylemeyin. Bir 5-10 dakika önce bir hatırlatmada bulunun. Örneğin akşam yemeğine 10 dk sonra oturuyoruz. Bu sayede çocuğunuz o anda yaptığını tamamlayabilir, zamanını yönetebilmeyi öğrenir.
  • Zamanlama konusunda ve zamanınızı etkili kullanma konusunda çocuğunuza iyi bir rol model olun. Çocuğunuzu zamanında okuluna götürün, okuldan alın. Söz verdiğiniz saatlere sadık kalmaya çalışın. İşe giderken geç kaldım telaşını, yetiştiremediğiniz bir projeyle ilgili olan kaygınızı çocuğunuzun önünde yaşamamaya özen gösterin.
  • Çocuğunuz zaman yönetimini iyi yapmadığında sonuçlarını çocuğunuzun yaşamasına fırsat verin. Çocuğunuza ödev zamanını etkin kullanmadığında yapmak istediği etkinliklere daha az zamanı kaldığını anlatın.
, , , ,

Çocuklarda Akıl Yürütme

Çocuklarda Akıl Yürütme

 

Akıl yürütme, daha önceden öğrenilmiş bilgileri yeni karşılaşılan bir soruna çözüm bulabilmek için birleştirme ve düzenleme süreci olarak nitelendirilir. Düşünme semboller aracılığı ile gerçekleşir. Sembollerde olay ve nesne gibi dış uyarıcıları temsil eden işaretlerdir.

 

Olgunlaşma ve bilişsel gelişim iyi akıl yürütme için şarttır. Bilişsel gelişim ise bilgiyi tanımayı, problem çözmeyi, karar vermeyi ve bir işi tamamlayıncaya kadar dikkati vermeyi içerir ve bu beceriler akıl yürütmenin önemli şekilleridir.

 

Bireyin içinde yaşadığı dünyayı öğrenmesi ve anlaması için akıl yürütme, problem çözme, kavramlar ve düşünme ile ilgili zihinsel faaliyetlerin tümü “bilişsel sistem”i oluşturmaktadır. Bilişsel hedefler hafıza, karar verme ve akıl yürütme gibi farklı zihinsel becerileri içermektedir. Algı, bellek, düşüncenin genellenmesi,  değerlendirilmesi ve akıl yürütme gibi süreçler bilişsel yeteneklerdendir .

 

Düşünme ve akıl yürütme, öğretimin odağındadır. Öğrencilerin açıklama, doğrulama, karşılaştırma, zıt ve esnek düşünebilme yeteneklerini içerir. Öğrenciler bu süreçte hem derinlemesine öğrenirler hem de yeni bilgilerle var olan bilgileri arasında nasıl ilişki kurabileceklerini öğrenirler.

 

Akıl Yürütmede Bağlantılı Noktalar

Problem Çözme:

Bir amaca ulaşırken karşılaşılan güçlükleri yenme süreci olarak nitelendirilir. Bilgiyi kullanarak buna orjinallik, yaratıcılık ve akıl yürütme eklenerek çözme süreci tamamlanabilir. Problem çözmede sorunu değerlendirme, kavrama ve çözüme ulaşma eğilimi görülür. Sorunu kavrayarak ve akıl yürüterek çözme, deneme ve yanılma yoluyla çözmeden daha önemli ve etkilidir. Örneğin; çocuğunuz ulaşamadığı yerdeki oyuncağını almak için sopa yardımını kullanmayı düşünmesi gibi..

Analiz Becerisi:

Bu beceri bir konunun daha iyi anlaşılabilmesi için o konunun daha basit ve küçük parçalara ayrılarak incelenmesini kapsamaktadır. Çocuğun olayları incelemek için olayı daha basit bir parçaya ayırarak analiz etmesini öğrenmesi gerekmektedir.

Çocuklardaki bu becerinin gelişmesi için; ‘En önemli farklılık ne?’, ‘Olayları adım adım anlatabilir misin?’, ‘Bu olay farklı bir şekilde de sıralanabilir mi?’ gibi basit sorular yardımıyla çocuğun olayları analiz etmesinde yardımcı olunur. Çocuğun bu tip sorulara cevap vermesi, olayları parçalara ayırarak daha iyi kavramasını ve kendine bir düşünce tarzı geliştirmesini sağlar.

Sentez Becerilerinin Geliştirilmesi:

Bu düşünme becerisi, daha önceden öğrenilmiş olan bilgilerin, uygulamaların ve becerilerin birleştirilerek yeni bir şekilde düşünülmesi olarak nitelendirilir.

‘Şöyle sıralasak ne olur?’, ‘Şunlarla birlikte düşünsek ne elde ederiz?’, ‘Şu iki bilgiyi birleştirsek nasıl bir sonuç elde ederiz?’ tarzı sorularla çocuğun eski bilgileri aracılığıyla akıl yürüterek yeni bir düşünce ortaya çıkarması desteklenebilir.

Planlama :

Planlama ve organizasyon becerisi; karşılaşılan bir duruma yönelik düşünebilme, uygun stratejiler geliştirme ve bu stratejileri kullanarak işe koyulma ile ilişkili, hayatımızı yönetmemizi sağlayan en temel becerilerdendir.

Çocuklarda planlama ve organizasyon becerilerinin gelişiminde anne/baba tutumlarının çok önemli olduğunu unutmamalı ve kendi tutumlarımızı çocuklarımız yararına yeniden gözden geçirmeliyiz. Aşırı koruyucu, baskıcı ve disiplinli ebeveyn tutumlarının çocuklarda planlama becerilerinin gelişmesini engellediği, demokratik ve pozitif disiplin odaklı anne/baba tutumlarının ise çocukların bu becerilerini geliştirmelerine olanak tanıdığı bilinmektedir.

Günlük yaşam içinde planlama ve organizasyon becerileri gelişmiş çocukların akademik yaşamlarında bu becerileri kullanarak daha başarılı oldukları görülmektedir. Sabah kalktığında hava durumuna uygun giyinme becerisi olan bir çocuk, sınavda karşılaştığı bir soruya uygun çözüm geliştirme becerisini de kolaylıkla gösterebilmektedir.

Kategorize Etmek:

Kategorizasyon ya da kategorilendirme, bireylerin sosyal ve fiziksel çevrelerini kategorilere ayırmasını ve çeşitli öğeleri bu kategorilere yerleştirmesini ifade eden bilişsel süreçtir. Bir başka deyişle “insanın çevresini, kategoriler halinde düzenleme etkinliği ya da sürecidir”. Söz konusu kategoriler, bireyin eylemleri ve tutumları bakımından birbiriyle eşdeğerli veya birbirine benzer gördüğü insan, eşya, olay grupları ya da bunların belirli niteliklerini kapsayan gruplardır.

Kategorilendirme süreçleri, bireyin yaşamı açısından bir dizi pratik işleve sahiptir. Kategorilendirme, ilk olarak, yaşamın karmaşıklığını azaltmaya yarar. Bireyin çevresini basitleştirip sistematikleştirmesine katkıda bulunarak karmaşık bir yaşamla ve yaşamındaki değişikliklerle başa çıkmasını mümkün kılar. İkinci olarak, karşılaşılan uyaranların anında tanınmasını ve bir düzen içine konmasını; çevreyi bölümlemeyi ve bir açıdan benzer, bir başka açıdan farklı görülen öğeleri bir araya toplamayı sağlar. Böylece anlamlı, öngörülebilir bir dünyanın bilişsel olarak inşasını kolaylaştırırlar. Bu sayede çeşitli şeylerle yeniden karşılaştığımız her seferinde onları yeniden öğrenmek zorunluluğu ortadan kalkar. Çeşitli objeler (insan, olay, nesne) ve özellikleri belleğe depolanıp hareketli ve kullanılabilir bir tarzda tutulur ve böylece yeni objeler için kıyas noktası işlevi görürler. Üçüncü olarak, kategorilendirme sürecinde oluşturulan kategoriler, pratikte davranış ve eylemlerimizi yönlendirirler. Kategorilenen uyaran veya objeler karşısında, kategori bilgilerimize göre tepkide bulunuruz.

 

Çocukların Akıl Yürütme Yöntemlerini Geliştirmek İçin Ne Yapmalıyız?

  • Çocuklara duygusal olarak sıcak ve duyarlı bir ortamı sağlamak,
  • Çocuklara yapılan etkinliklerle ilgili sahiplenme duygusunu hissedecekleri bir

ortamı oluşturmak,

  • Çocuklara bilişsel zorluklar sağlayacak ortamı oluşturmak,
  • Çocuklara kendi düşüncelerini ortaya koyabilecekleri ortamı oluşturmak
  • Çocukların akıl yürütebileceği aşamalı olarak zorluk seviyelerinin artacağı egzersizlerde bulunmak
  • Çocukların akıl yürütme denemelerine karşı destekleyici davranış sergilemek
  • Çocuğunuzu plan yapması için cesaretlendirin
  • Çocuğunuza akıl vermeyin, aklını kullanması için teşvik edin
  • Çocuğunuzun düşünme becerileri üzerine düşünün
  • Düşünme faaliyeti için seçtiğiniz zamana dikkat edin
  • Faaliyetinizin içine biraz eğlence koyun
  • Kendi düşünme becerilerinizle ona örnek olun
, ,

AİLE NE ÖĞRETİR ÇOCUKLAR NE ÖĞRENİR?

AİLE NE ÖĞRETİR ÇOCUKLAR NE ÖĞRENİR?

 

Çocukların beyin gelişiminin büyük bir bölümü erken çocukluk döneminde tamamlanıyor. Bu nedenle çocukların bu yaşlarda yaşadıkları öğrenme deneyimleri çok önemlidir. Bu dönemde çocukların öğrenme macerasını nasıl yaşadıklarını ve ebeveynlerin, onların öğrenmelerini teşvik etmek için yapabileceklerini bilmek anne-babalar için oldukça yararlı olabilir.

Çocuklar söylenenden çok doğrudan davranışı taklit ederler ve o davranışı doğru-işe yarar olarak kabul ederek benimserler. Öğrenme sürecinde anne- babaya bu sebep ile çok büyük rol düşer. ‘ Ne ekersek onu biçeriz’ sözü bu durumu bize oldukça iyi bir şekilde anlatır.

Büyüme sürecinde olan çocuk anne ve babasıyla yakın bir iletişimde bulunur. Çocuk adeta bir kamera gibi etrafında olup bitenleri hafızasına kaydeder. Bundan dolayı ebeveynler davranışlarına oldukça dikkat etmeliler. Anne ve babanın normalmiş gibi yaptıkları bir kötü davranış, çocuk üstünde çok etkili olur. Çünkü çocuk yapılan davranışın iyi veya kötü olduğunu kavrayamaz. Bu sebep ile anne ve babasının yaptığı davranışları büyük bir oranda benimser ve yaşamında uygular.

Bu durumu daha iyi anlatmak için örnek vermemiz gerekirse; diyelim ki çocuk film izliyor. Ebeveynlerinden biri yemeğin hazır olduğunu çocuğuna söylüyor ve çocuk şuanda film izlediğini ve beklemesini istiyor. Çocuk uzun süre yemeğe gelmeyince, anne gidip televizyonu kapatıyor ve çocuğu zorla masaya oturtuyor. Çocuğun sergilemiş olduğu bu duruma bir de şu yönden bakalım. Ebeveynlerden biri çalışırken çocuk soru soruyor ve anne veya babasından meşgul olduğunu ve birazdan sormasını istediklerini cevabını alıyor. Çocuğumuz tekrar aynı soruyu sorduğunda ise bu sefer “İşim var. Görmüyor musun? ” tepkisini alıyor. Sonuç olarak biraz önce çocuğunun etkinliğini bölen anne, kendisinin işi bölününce sinirleniyor. Aslında çocuk, diğer insanların etkinliğini bölmeyi anneden öğreniyor. Bu örnek bu durumu anlamamız için bize iyi bir örnektir.

 

Bu örnek gibi birçok örnekle hayatımız boyuna birçok kez karşılaşıyoruz. En büyük problem ise çocuklarınızda istemediğiniz davranışların aslında ebeveynlerin davranışı olduğunun farkında olmamasıdır. Çocukta istenmeyen davranışlarla karşışıldığında aile ilk önce kendisini sorgulamalıdır. Ebeveynin ondan sonra yapması gerekenler bu ilk noktadan sonra zaten sıralanacaktır. Şunu unutmamalıyız ki ‘ Çocuk ailenin aynasıdır.’.

 

Kısacası, çocuklar çoğu zaman annelerin ve babaların öğretmek istediklerinden farklı şeyler öğrenir. Çünkü aileler çocuklarına doğru tavsiyeler verse de çoğu zaman farkında olmadan öğretmek istediği davranışların tam tersini kendileri yapar. Çocuklar da söylemlerden değil, davranışlardan öğrendiği için, ailenin istemediği şeyleri öğrenebilir. Bu sebep ile anne ve baba olmak aslında çocuğu değil, kendini yönetme sanatıdır.

 

Aileler Ne Yapmalıdır?

  • Çocuklar davranışın iyi mi kötü mü olduğunu henüz çok iyi kavrayamazlar.
  • Çocuğun aile içerisinde olup bitenleri bir kamera gibi her anını hafızalarına kaydettiğini unutmamalıdır.
  • Çocuklarda farkedilen yanlış davranışlarda, önce aile kendi davranışlarını göz önüne alarak kendini sorgulamalıdır.
  • Çocukların söylemlerden çok ebeveynlerin davranışlarını gözlemleyerek taklit ettiğini unutmamalıdır. Sözel komutlar vermek yerine örnek davranışlar sergilemeye gayret edin.
  • Çocuğun ailenin her yaptığı davranışı doğru olarak kabul ettiğini ve bu sebep ebeveynin ile davranışlarını ve kendilerini yönetmeleri gerektiğini bilmelidir.
  • Çocukların öğretilen şeylerden çok farklı şeyler çıkarabilceğini bilmedir.
  • Söylem ve davranışların uyumsuzluğunun çocuğun davranışlarını da yansıyacağını bilerek hareket etmelidir.
  • Çocuklara davranış kazandırmak ve öğretmek için soyut örnek ve söylemlerden çok somut örnek ve söylemler çok önemlidir.
  • Sergilediğiniz her davranışı, çocuğu nasıl etkileyeceğini düşünerek yapmaya özen gösterin.
  • Çocuğunuzun nasıl biri olmasını istiyorsanız kendiniz de öyle olmaya çalışın.

 

Mübeccel OSKAY

, , , , ,

OKULDA BAŞARIYI YAKALAMANIN SIRLARI!

Bir süre öncesine kadar sadece birer “Üniversite öğrencisi adayı” olan, fakat zor bir imtihanın ardından “Üniversiteli” olmaya hak kazanan gençler, okuldan içeri adımlarını attıkları an daha bir çok sınavdan geçeceklerini ve üniversiteyi bitirmenin de en az kazanmak kadar zor olacağını anlamışlardır…

Çiçeği burnunda üniversitelilerin kendilerini geliştirebilmeleri ve binbir güçlükle kazandıkları üniversiteyi bitirebilmeleri için neler yapmaları gerekir dersiniz?

 

Kimler başarılı oluyor?

  • Yaşadıklarından ders alarak teorik ve pratiği harmanlayabilen
  • Olaylara geniş açıdan bakarken empati sağlayabilen
  • Kendine güvenen ve hayata iyi hazırlanabilen
  • Kendini geliştirmeye hevesli olan
  • Ders dışında da okuyan, kültürlü
  • Dikkat problemleri yaşamayan, kolay odaklanabilen
  • Güçlü bir belleğe sahip olan
  • Hedefleri olan ve onları gerçekleştirmek için çabalayan
  • Okuluna değer veren ve aktivitelere katılan
  • Hocalarıyla ders dışında da fikir alışverişinde bulunan
  • İdeolojisini kendine saklayan, fikirlere açık olan
  • Güveni aptal cesaretiyle karıştırmayan
  • Gündemi takip eden, olaylara farklı yorum getirebilen
  • Yeri geldiğinde akıntının tersine gidebilen
  • Not tutmanın önemini bilen; fotokopilerle değil, kendi notlarıyla çalışan
  • İnsanlarla iyi iletişim kurabilen.
  • Verilenlerle yetinmeyip sürekli bilgiyi arayan
  • Doğru ile yanlış bilgiyi ayırt eden
  • Sosyal yönü güçlü olan, araştırmayı seven
  • Yabancı dil bilen, üniversite kütüphanesini kullanan!

Kimler başarısız oluyor?

 

  • Günlük çalışma planı yapmadan güne başlayan,
  • Derste not almak yerine akılda tutmaya çalışan,
  • Zor ve acil işler yerine, kolay ve önemsiz işlerle ilgilenen,
  • Son gece koca bir kitabı ezberleyebileceğine inanan,
  • Dağınık ve düzensiz bir ortamda çalışan,
  • Ödevlerini yaparken ayrıntılara gereğinden fazla takılan,
  • Sorunları çözümlemeyi erteleyen,
  • Dersleri keyif için sık sık eken,
  • Yapması işe yeteri kadar odaklanamayan,
  • Dikkat eksikliği yaşayan,
  • Arkadaşlarının eğlence planlarına “Hayır!” demeyi başaramayan,
  • Bir işin başlangıç ve bitiş tarihlerini, saatlerini saptayamayan, öğrencilerin başı da genelde karne zamanı ciddi bir biçimde dertte oluyor!

 

Başarıyı yakalamak için…

Eğer bir işe odaklanma noktasında sıkıntı yaşıyorsanız, öncelikli olarak dikkat yetilerinizin ne düzeyde olduğunu öğrenmekle başarıyı yakalamaya başlayabilirsiniz. Ancak çoğu zaman ne düzeyde olduğunu bilmek yeterli olmayabiliyor. Dikkatinizi geliştirmek için ilk olarak ilaçsız çözüm yöntemlerine başvurabiliriz.

Yalnızca okulda değil, iş hayatında da başarılı olmanız için sahip olmanız gereken en önemli özelliklerden bir diğeri de ‘farklı düşünme becerileri’nizin (yaratıcı düşünme) gelişmesi olmasıdır. Uzmanlar ‘farklı düşünme becerileri’nin doğuştan kişide bulunan bir özellik olmadığını, sonradan öğrenilebileceğini söylüyorlar. ‘Farklı düşünme becerileri’ aslında bir düşünce biçimidir, tek farkı; “farklı” olması!

 

Peki, bunları nasıl geliştirirsiniz?

  • Çevrenizdekilerle iletişim kurun: Değerlerinizi herkesle paylaşın. Sorunlarla karşı karşıya geldiğinizde başkalarıyla paylaşın. Çevrenizdekilerin benzer sorunlara tepkisini gözlemleyin.
  • Beyin fırtınası yapın: Çok okuyun, çok izleyin. Aynı soruya, başka başka değer yargıları ve kültürlerin vereceği yanıtları bulmaya çalışın. Ders çalışırken bir gününüzü arkadaşlarla yapacağınız tartışmalara ayırın; aynı konu üzerinde birbirinizin fikirlerini alın…
  • Fikir ve sorularınızı mutlaka not edin: Fikirler ve sorular bir anda insanın aklına gelir, daha sonra uçup giderler; siz hiç yatağından kalkıp şiir yazan şairler olduğunu duymadınız mı!
  • Enerjinizi artırın: Spor yapın, esprili ve neşeli olun. Sorun ne kadar ciddi olursa olsun, alaya almaya çalışın.
  • Bulunduğunuz ortamı rahatlatın: Bir fikir üretmek istediğiniz zaman notlardan, afişlerden hatta size konuyla ilgili çağırışım yapabilecek olan resimlerden yararlanın. Uyarıcı müzikler dinleyin.
  • Beyninizi güçlendirin: Beyin fonksiyonlarınız geliştirmek için sizi zorlayan bulmacalar çözün.
  • Beyninize ve vücudunuza iyi bakın: Sigara, uyuşturucu ve içkinin sinir sisteminiz üzerinde olumsuz etkileri olacağını unutmayın…

 

Başarının 10 düşmanı

  • Olayları dar bir sınıra hapsetmek.
  • Çabuk yargılama ve sonuca gitme eğilimi, belirsizliğe tahammül edememek.
  • Aşırı baskı ile öz disiplini birbirine karıştırmak.
  • Aşırı ciddiyet. Hayal gücü, mizah, oyun ya da hobileri küçümsemek.
  • Bilimsellik adına sezgiyi küçümsemek.
  • Özgüven eksikliği, farklılığı göze alamama, sosyal uyum kaygıları ve korku.
  • Tek taraflı uzmanlaşma, iş ya da yaşam biçimi.
  • Olayları, kavramları zihinde canlandıramama, dilin yanlış kullanımı.
  • Farklılığa tahammül edemeyen bir aile ya da iş ortamı, sosyal ortam.


, , , , ,

DİKKAT EKSİKLİĞİ NEDİR?

Dikkat eksikliği, genellikle okul öncesi dönemde ortaya çıkan ve okul hayatının başlamasıyla belirginleşen bir durumdur. Görülme sıklığı %2-4 arasındadır. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla daha sık rastlanır. İlkokul çağında, sorumluluklar arttıkça, veliler ve öğretmenler tarafından fark edilmeye başlanır ve çoğunlukla ebeveynler bu konuda ne yapılması gerektiğini bilememektedirler. Dikkat eksikliği oldukça yaygın bir sorundur ve eğer tedavisi için herhangi bir adım atılmazsa kişinin okul hayatında, yetişkinlikteki iş hayatında ve hatta sosyal ilişkilerinde de kişiyi olumsuz yönde etkiler. Ebeveynlerin, eğitimcilerin ve çocuğun çevresinde bulunan diğer yetişkinlerin dikkat eksikliği bozukluğu belirtilerini fark edebilecek kadar biliyor olması, çocuğun davranışlarını, bir etkinliğe yoğunlaşma şeklini ve sosyal ilişkilerini iyi gözlemlemesi teşhisin konulabilmesi için atılacak ilk ve en önemli adımdır. Peki, bu dikkat eksikliği belirtileri nelerdir?

 

Öncelikle belirtilmesi gereken nokta, dikkat eksikliğinin belirtileri üç ana kategoride toplanabilir. Bunlar, konsantrasyon eksikliği, hiperaktivite ve dürtüselliktir.

 

 

Konsantrasyon eksikliğini nasıl anlarız?

1) Ev ödevleri ve evrak işleri gibi yoğunlaşma gerektiren görevlerde başarısız olunması.

2) Herhangi bir iş üzerinde uğraşırken, aslında başka insanların ilgisini dağıtmayan bir ses ya da olay ile yapılan işe devam edilememesi, bırakılması.

3)  Yapılan işte basit hatalar yapma, ayrıntılara dikkat etmeme ve yapılan işin dikkatsiz, düzensiz ve dağınık yapılması.

4) Günlük yapılması gereken sorumlulukları ve aktiviteleri unutma ve geciktirme.

5) Sosyal ilişkilerde, karşıdaki kişiyi dinlemekte zorlanma, söylenenleri akılda tutamama, ayrıntıları kaçırma.

6)  Sürekli olarak bir iş, oyun ya da hobiden sıkılıp diğerine geçme.

7)  İşleri erteleme ve geciktirmeye meyilli olma.

 

 

Peki, hiperaktivite belirtileri nelerdir?

1) Uzun süre oturamama, sürekli hareket halinde kıpır kıpır olma.

2) Durmadan amaçsızca ayakta dolaşma.

3) Nedensiz koşma, tırmanma, atlama, çarpma.

4) Sessiz kalmakta ve dinlemekte zorlanma, yüksek sesle konuşma.

5) Aşırı konuşma.

6) Grup aktivitelerinde kurallara uymakta zorlanma.

 

Çocukların %1’i DEHB’in ağır şeklini yaşar.

Okul öncesi dönemde zaten sıklıkla gözlenen bu belirtiler, okul hayatı başladığında yoğunluğunu kaybetmelidir. Eğer kaybetmiyorsa hiperaktiviteden şüphelenilmelidir. Gözlemlerin ebeveyn ve eğitimci

 

 

Dürtüsellik kendini nasıl belli eder?

1) Sabırsızlık.

2) Gelen soru tamamlanmadan cevap verme.

3) Sıra beklemekte ve takip etmekte zorlanma.

4) Karşıdaki kişinin sürekli sözünü kesme.

5) Yanlış zamanlarda ve durumlarda konuşma.

 

DİKKAT EKSİKLİĞİ NASIL OLUŞUR?

 

Asıl sebebi henüz bilinmemekle birlikte, yapılan çalışmalara göre bozukluğun ortaya çıkmasında hem biyolojik hem de genetik faktörler etkili olmaktadır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların beyinlerinin bazı bölgelerinde bulunan ve verileri ileten kimyasal ileticilerin çalışmalarında bozulmalar gözlenmiştir. Beynin bu bölgeleri hafıza, motivasyon, konsantrasyon ve planlama gibi günlük hayatımızı düzene sokan sorumluluklara sahiptir. Bu görevlerin olması gerektiği gibi gerçekleşmemesi sonucunda az önce bahsettiğimiz belirtiler kendini göstermeye başlar.

Bu belirtileri gösteren pek çok çocuğun hikayesinde enfeksiyon, zor doğum, beyin travması ya da hamilelikte tüketilen ilaçlar ile maruz kalınan toksinler görülmüştür. Her ne kadar ebeveyn davranışları ve sosyal çevre dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun ortaya çıkmasına neden olmasa da, davranışların kontrol altında tutulması ve belirtilerin azalıp artmasında son derece önemli bir yeri vardır.

 

 

HAREKETE GEÇMEMİZ GEREKTİĞİNİ NASIL ANLAYACAĞIZ?

 

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun varlığından söz edebilmek için

 

  • Belirtilerin yedi yaştan önce başlaması
  • En az iki ortamda görülmesi (okul, ev vb.)
  • Süreklilik göstermesi ve
  • Günlük yaşamı etkileyecek boyutta olması gerekir.

 

 

Doğru ve tutarlı bir gözlem çok önemlidir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında ve şüphe duyulduğunda bir psikoloğa danışılması gerekmektedir.

 

NASIL ÜSTESİNDEN GELECEĞİZ?

 

Yapılan çalışmalara göre; dikkat eksikliğinin çözümü için öncelikli olarak asla ilaç tavsiyesi yapılmamalıdır. Dikkat eksikliği için verilen ilaçlar kişide bağımlılık haline gelebilmekte ve zamanla etkisini kaybettiği için doz artırımına ihtiyaç duyulmaktadır. Yine arttırılan dozlar da zamanla etkisini kaybetmekte ve yüksek doz sonucu kişide uyku düzeninin bozulması, iştah ve kilo kaybı, baş ağrısı ve sinirlilik gibi yan etkiler gözlenebilmektedir.

Burada yapılması gereken dikkat eksikliği üzerinde çalışmakta olan bir psikoloğa danışmak ve psikolog kontrolünde yürütülecek olan dikkati onarmaya yönelik çalışmalara uyum göstermektir.

Özellikle dikkat eksikliği olan çocukların daha fazla düzene ve kurallara ihtiyacı vardır. Hiperaktivite belirtilerine de sahip ise enerjisini boşaltıcı etkinlikler onlar için faydalı olabilir. Dikkati geliştirmek için yapılan çalışmaların yanında beslenme şekli de büyük önem taşımaktadır. Öncelikle şeker, çikolata gibi çocuğu biyolojik anlamda olumsuz etkileyen besinlerden uzak durulmalıdır. Özellikle B12 seviyesinin kişide normal aralıkta olduğuna emin olunmalı; sınıra yakın ya da düşük ise hemen desteklenmelidir. B12 desteği yanında OMEGA desteği de sağlanmalıdır. Bu desteklerle beraber dikkati toparlayıcı çalışmalar sürdürülmelidir. Tüm süreç bir bütündür ve hiçbir koldan bu süreçte açık kapı bırakmamak önemlidir. Bu nedenle çocuk, ebeveyn ve eğitimciler sürekli işbirliği halinde olmalıdırlar.

, ,

ÇOCUK EĞİTİMİNDE AİLENİN ÖNEMİ

İyi bir çocuk yetiştirmek için anne babanın “çocuk eğitimi” konusunda gerekli bilgileri edinmeleri mutlaka şarttır. Çünkü insan yetiştirme yanlış adım affetmez.

Ülkemizde Psikoloji ilmine olan bu yabancılık kendini en çok eğitim sahasında gösteriyor. Nasıl ki basit bir makinenin kullanılabilmesi için o makine konusunda mühendislik fakülteleri açılıyor, kitaplar yazılıyor, araştırmalar yapılıyorsa, binlerce makineden daha kompleks bir psikolojik ve biyolojik yapıya sahip bir insanı yetiştirmek için de, o işin eğitimini almak önemli olsa gerek!…Çocuğun yanımızda sadece bedenen normal gelişimini sürdürmesi, büyüyor olması onu iyi yetiştiriyoruz anlamına gelmez!…

 

ÇOCUK YAŞADIĞI ORTAMDAN İZLER TAŞIR. Çocukların olumlu ya da olumsuz yetişmeleri, içinde bulundukları ve geliştikleri ortamın durumuna bağlıdır. Bir anne-baba için iyi çocuk yetiştirmenin ilk basamağı, çocukların her davranışından, çevreden ve okuldan önce kendilerinin birinci dereceden sorumlu oldukları bilincine varmaları gereklidir.

Çocuklarının yaramazlıklarından, huysuzluklarından, itaatsizliklerinden televizyonun karşısına geçip faydalı-faydasız her programı seyretmelerinden, ders çalışmalarından yakınan büyükler, her şeyden önce ev ortamını ciddi bir şekilde mercek altını almalıdırlar. Eğer ev ortamı böyle problemlere sebebiyet verecek durumda ise her şeyden önce bunlar çözülmelidir.

İnsanlar yeni bir şeyi öğrenirken genellikle kendilerine bir model seçerek onu taklit ederler ve bu tip öğrenme çocuklarca belki de önemli öğrenme biçimidir. Çocuklar karşılarında daima öğütler veren insanlar değil, o öğütleri yaşayan modeller görmek ister. Çocuğa “kitap oku” tavsiyesinden ziyade kitap okuyarak bunun aşılanmasının daha etkili olduğunu herkes takdir eder.

ÇOCUĞUNUZA SÜREKLİ NASİHAT VERMEYİN

 

Bazı Gerçekleri Anlatmak İçin Uygun Fırsatları Kollayın. Çocuğunuza olur olmaz her yerde, “Bizim zamanımızda nerde böyle güzel kitaplar, dergiler; bir çantamız dahi yoktu, eşyalarımızı bir torbaya doldurulur öyle okula giderdik; düzgün bir ayakkabımız, ceketimiz bile yoktu,” gibi eskiden yaşadığımız olumsuz şartları anlatıp kendilerine sağladığınız imkânları onların başına kakmayın. Bu söylenenler yaşanmış gerçekler olsa da genelde çocuklar eleştirdikleri, azarlandıkları zaman söylendiği için, çocuğun bir kulağından girer birinden çıkar.

Bunlar çocukla iyi bir iletişimde bulunulan anlarda söylenirse daha eğitici olur ve bu acı gerçekler çok ucuza satılmış olmaz. Ayrıca 13 yaşındaki çocuğunuzdan 30 yaşındaki bir insanın düşünce ve şuurunu bekliyorsunuz. Halbuki onda mantık değil, daha ziyade his hâkimdir. Siz kendi kendinize “ben onlara bu kadar imkân sağlıyorum, bu kadar zorluklara katlanıyorum onun hiç umurunda değil” diye düşünerek, onu nankörlükle suçlarsınız.

Uzun süre onlarla uğraşır, sular, bakımlarını yapar, etraflarını açar ve nihayet yıllar sonra onlardan istifade etmeye başlar. Bir çocuk da sizin şimdi diktiğiniz bir tohum gibidir. Sizin ona sunduğunuz imkânları bugün değil yıllarca sonra, olgun bir insan olduğu zaman değerini anlayacaktır.

 

 

ÇOCUĞA SAYGI GÖSTERMEK

 

İlkokul yıllarında öğretmenimiz bir gün bize, “Çocuklar küçükler büyüklerine saygı göstermeli, peki büyükler küçüklere nasıl davranmalıdır.” diye bir soru sormuştu. Sınıfça hep bir ağızdan “Büyükler küçüklere sevgi göstermeli” öğretmenim diye bağırmıştık. Öğretmenimiz “evet çocuklar fakat bu cevap eksik, zira büyüklerde de küçüklere saygı göstermelidirler” demişti. Çocuğun küçük olması onun düşünce, his ve isteklerinin küçümsenmesine neden olmamalıdır. Çocuklar his dünyasının zenginliği itibariyle, bizden kesinlikle geri değildir.

Günümüzde yaşanan çetin hayat şartlarında aileler günlük hayatlarında fazlasıyla sinirlidir. Büyükler çocuklara karşı davranışlarında pedagojinin ortaya koyduğu esaslara göre değil de, kendi iç dünyalarına, o anki ruh hallerine göre davranmaları; çocukları ikilemlere, çıkmazlara sokmaktadır. Bir gün çocuğun bütün isteklerine müsamayla bakıp, öbür gün kıpırdanmasına bile tahammül etmemek gibi tutarsız davranışlara, çocuğunuz çok sert tepki göstermiyorsa, şimdilik masum dünyasında anne-babanın her zaman doğru söyleyen ve davranan insanlar olduklarına inanmalarındandır.

Şimdilik tepkilerini içine gömen çocuk, ergenlik dönemi başladığında, düşünce ufku genişledikçe, böyle tutarsız davranışlara artık tahammül edemeyecek ve isyan bayrağını çekecektir. Depoladığı tepkiler birden patlak verince, sizde; “Bu sessiz, sakin, laf dinleyen çocuk durup dururken nasıl oldu da böyle değişti” diyerek şaşıracaksınız.

ÇOCUĞUNUZU ELEŞTİRMEYE NE ZAMANA KADAR DEVAM EDECEKSİNİZ?

 

                Çocukları yetiştirirken anne babalar sürekli olarak çocuğun davranışlarını “iyi, kötü, ayıp” biçiminde değerlendirildiğinden, küçük yaşta yargılama tutumu şahsın içine yerleşir ve çoğu kere kişi gelen mesajları bu eğilim içinde değerlendirir.

 

 

 

BAŞKALARININ YANINDA ÇOCUĞUNUZU ELEŞTİRMEYİN. Çocukları başkalarının yanında azarlama, tenkit etme hatasını birçok anne babalar yaparlar. Özellikle bunu çocuklarının öğretmenlerinin yanında yapmaları çok mahzurludur. “Hocam eve gelince kitaplarını bir kenara atıyor ve televizyonun karşısına geçiyor, imtihanı olmasına rağmen dersini bıraktı maça gitti. Hocam her gün elli kere kendisine ders çalış diyorum ama beni hiç dinlemiyor”; gibi yaklaşımlarla çocuk ya yüzsüz ya utanmaz olur, böylece artık öyle olduğunu kabullenir; ya da utangaç ve pısırık olur. Daha kötüsü çocuk bu tür hatalarını hocası öğrendi diye, hocasının yanında eziklik duyar. Size çocuğunuzun yanlışlarına hiç tepki göstermeyin demiyoruz. Fakat çocuğun bir hatasını onun da olduğu bir zaman, hocasına şikayet etmek daha büyük bir hatadır. Bu durumda çocuğun size olan güveni sarsılır. Artık ondan sonra hocasına söyleyebileceğiniz şeyleri sizden gizli yapar, size karşı kendisini gizler ve asıl büyük tehlike de bundan sonra başlar.

 

ÇOCUĞUNUZU GERÇEKTEN DİNLİYOR MUSUNUZ?

 

Anne babalar genellikle çocuklarını dinlediklerini düşünürler, oysa çocuk konuşurken sürekli ikaz, hatırlatma, önerilerde bulunma ve fikir yürütme gibi müdahalelerle çocuğu aslında dinlemezler. Problemi olan veya kendinden bir şey anlatmaya çalışan bir kimseye uyarı, ikaz, yargılama gibi müdahaleler, konuşan kişinin susmasını veya kendini duyulmamış hissederek küsmesine, içine kapanmasına neden olur. Çocuklar ve gençlerle yapılan mülakatlar, gençlerin çoğu zaman; ailelerinin neden kızdığını pek anlayamadıklarını ortaya koymuştur. “Benim annem her şeye kızar zaten, benim babam aksidir, ne yapsam tepki gösterir ” gibi yorumlara sık sık rastlarız.

Bir kayayı azar azar delen su damlaları gibi, her gün tekrarlanan yıkıcı ifadeler gençlerin ve çocukların kimlik duygusunu zedeler. “Geri zekâlı, aptal, tembel, düşüncesiz” gibi ifadeler çocuğun iç dünyasını alt üst eder. Onuru kırılan genç, bunlara tepki göstermeye çalışınca, evde çatışma başlar. Aile daha fazla baskı ve ceza yöntemleri uygulamaya başladıkça gençte başkaldırma, isyan duyguları iyice gelişir ve perçinleşir. Neticede kaybeden her zaman anne ve babadır. Çünkü çocukların değişik sıkıntılara düşmelerinden üzülecek ıstırap duyacaklar yine onlardır.

Çocuğun sevinç, üzüntü ve endişelerini çekinmeden anlatabileceği tek insan onun anne babasıdır. Bu durumlarda ebeveyn çocuğunu her zaman sabırla dinlemeli ve ona arkadaşlık etmelidirler. Eğer çocuk her istediğini rahatlıkla evdeki büyüklerine anlatamazsa ya bunları dış dünyada bizim istemediğimiz başka insanlara anlatıp onları dertlerine ortak eder ve onların söylemesi muhtemel yanlış düşünce ve fikirlere kapılır; ya da en küçük problemlerini bile içine atacak ve bu problemler çocuğun şuuraltında biriktikçe çocuk içine kapanacaktır.

 

 

ÇOCUĞUNUZA SEVGİNİZİ NASIL İLETİYORSUNUZ?

 

                Günümüzde pek çok çocuk ailesi tarafından gerçekten sevildiğini hissedememektedir. Oysa her anne baba, şüphesiz, çocuklarını sever. Fakat çoğu zaman araştırmalar çocukların bir şeyden yoksun edildikleri, aileleri tarafından onlara verilmesi gereken bir şeyin kendilerinden esirgendiğini hissettiklerini ortaya koymuştur. Bu eksikliği hissedilen şey kayıtsız şartsız sevgidir. Anne babaların çocuklarını sevmediklerini söylemiyoruz. Fakat çocukların durumuna baktığımızda bazı anne babaların sevgilerini çocuğa nasıl ileteceklerini bilmediklerini gösteriyor. Bir çocuğun midesinin doyurulmasından daha önemlisi, “Duygusal açıdan beslenmesidir.” Çocuklar arasında duygusal açıdan iyi beslenenlerle, iyi beslenmeyenler çok kolay fark ediliyor. Tabi ki bu besinin çocuk tarafından alınışı gelişim aşamalarına uygun olarak farklılık gösterebilir.

 

 

SEVGİ NASIL İLETİLMELİ

 

Çocuklar duygusal varlıklardır, duygularıyla iletişim kurarlar.

Çocuklara sevgi genel olarak dört yolla iletilebilir;

  1. a) Gözle iletişim.
  2. b) Bedensel iletişim.
  3. c) Odaklaştırılmış ilgi.
  4. d) Disiplin.

 

Maalesef günümüzde anne babalar bunlardan sadece disiplini uygulamaktadırlar. Fakat ne acıdır ki; çoğu zaman yanlış uygulanmaktadır. Çok iyi disiplin görmüş ama sevilmediğini hisseden pek çok çocuk vardır. Anneler genelde ikisi aynıymışçasına, disiplinle cezayı aynı şey zannederler. Kendilerine böyle sevgi gösterilmemiş çocuklar aşırı sessiz, biraz asık suratlı ve içine kapanıktırlar. Sevgiyle büyütülen bir çocukta görülen tabiilik, içtenlik, merak ve çocuksu taşkınlık onlarda yoktur. Ve ergenlik dönemine girerken bu çocuklarda genellikle davranış problemleri ortaya çıkar, bunun da sebebi; anne ve babalarıyla arasında güçlü bir sevgi bağı olmayışıdır.

,

OKULDA BAŞARIYI YAKALAMANIN SIRLARI!

Bir süre öncesine kadar sadece birer ”Üniversite öğrencisi adayı” olan, fakat zor bir
imtihanın ardından ”Üniversiteli” olmaya hak kazanan gençler, okuldan içeri adımlarını
attıkları an daha bir çok sınavdan geçeceklerini ve üniversiteyi bitirmenin de en az
kazanmak kadar zor olacağını anlamışlardır…
Çiçeği burnunda üniversitelilerin kendilerini geliştirebilmeleri ve binbir güçlükle
kazandıkları üniversiteyi bitirebilmeleri için neler yapmaları gerekir dersiniz?

Kimler başarılı oluyor?

  •  Yaşadıklarından ders alarak teorik ve pratiği harmanlayabilen
  •  Olaylara geniş açıdan bakarken empati sağlayabilen
  •  Kendine güvenen ve hayata iyi hazırlanabilen
  •  Kendini geliştirmeye hevesli olan
  •  Ders dışında da okuyan, kültürlü
  •  Dikkat problemleri yaşamayan, kolay odaklanabilen
  •  Güçlü bir belleğe sahip olan
  •  Hedefleri olan ve onları gerçekleştirmek için çabalayan
  •  Okuluna değer veren ve aktivitelere katılan
  •  Hocalarıyla ders dışında da fikir alışverişinde bulunan
  •  İdeolojisini kendine saklayan, fikirlere açık olan
  •  Güveni aptal cesaretiyle karıştırmayan
  •  Gündemi takip eden, olaylara farklı yorum getirebilen
  •  Yeri geldiğinde akıntının tersine gidebilen
  •  Not tutmanın önemini bilen; fotokopilerle değil, kendi notlarıyla çalışan
  •  İnsanlarla iyi iletişim kurabilen.
  •  Verilenlerle yetinmeyip sürekli bilgiyi arayan
  •  Doğru ile yanlış bilgiyi ayırt eden
  •  Sosyal yönü güçlü olan, araştırmayı seven
  •  Yabancı dil bilen, üniversite kütüphanesini kullanan!

Kimler başarısız oluyor?

  • Günlük çalışma planı yapmadan güne başlayan,
  •  Derste not almak yerine akılda tutmaya çalışan,
  •  Zor ve acil işler yerine, kolay ve önemsiz işlerle ilgilenen,
  •  Son gece koca bir kitabı ezberleyebileceğine inanan,
  •  Dağınık ve düzensiz bir ortamda çalışan,
  •  Ödevlerini yaparken ayrıntılara gereğinden fazla takılan,
  •  Sorunları çözümlemeyi erteleyen,
  •  Dersleri keyif için sık sık eken,
  •  Yapması işe yeteri kadar odaklanamayan,
  •  Dikkat eksikliği yaşayan,
  •  Arkadaşlarının eğlence planlarına ”Hayır” demeyi başaramayan,
  •  Bir işin başlangıç ve bitiş tarihlerini, saatlerini saptayamayan, öğrencilerin başı da
    genelde karne zamanı ciddi bir biçimde dertte oluyor!

Başarıyı yakalamak için…
Eğer bir işe odaklanma noktasında sıkıntı yaşıyorsanız, öncelikli olarak dikkat
yetilerinizin ne düzeyde olduğunu öğrenmekle başarıyı yakalamaya başlayabilirsiniz.
Ancak çoğu zaman ne düzeyde olduğunu bilmek yeterli olmayabiliyor. Dikkatinizi
geliştirmek için ilk olarak ilaçsız çözüm yöntemlerine başvurabiliriz.
Yalnızca okulda değil, iş hayatında da başarılı olmanız için sahip olmanız gereken en
önemli özelliklerden bir diğeri de ‘farklı düşünme becerileri’nizin (yaratıcı düşünme)
gelişmesi olmasıdır. Uzmanlar ‘farklı düşünme becerileri’nin doğuştan kişide bulunan
bir özellik olmadığını, sonradan öğrenilebileceğini söylüyorlar. ‘Farklı düşünme
becerileri’ aslında bir düşünce biçimidir, tek farkı; "farklı" olması!

Peki, bunları nasıl geliştirirsiniz?

– Çevrenizdekilerle iletişim kurun: Değerlerinizi herkesle paylaşın. Sorunlarla karşı
karşıya geldiğinizde başkalarıyla paylaşın. Çevrenizdekilerin benzer sorunlara tepkisini
gözlemleyin.
– Beyin fırtınası yapın: Çok okuyun, çok izleyin. Aynı soruya, başka başka değer yargıları
ve kültürlerin vereceği yanıtları bulmaya çalışın. Ders çalışırken bir gününüzü

arkadaşlarla yapacağınız tartışmalara ayırın; aynı konu üzerinde birbirinizin fikirlerini
alın…
– Fikir ve sorularınızı mutlaka not edin: Fikirler ve sorular bir anda insanın aklına gelir,
daha sonra uçup giderler; siz hiç yatağından kalkıp şiir yazan şairler olduğunu
duymadınız mı!
– Enerjinizi artırın: Spor yapın, esprili ve neşeli olun. Sorun ne kadar ciddi olursa olsun,
alaya almaya çalışın.
– Bulunduğunuz ortamı rahatlatın: Bir fikir üretmek istediğiniz zaman notlardan,
afişlerden hatta size konuyla ilgili çağırışım yapabilecek olan resimlerden yararlanın.
Uyarıcı müzikler dinleyin.
– Beyninizi güçlendirin: Beyin fonksiyonlarınız geliştirmek için sizi zorlayan bulmacalar
çözün.
– Beyninize ve vücudunuza iyi bakın: Sigara, uyuşturucu ve içkinin sinir sisteminiz
üzerinde olumsuz etkileri olacağını unutmayın…

Başarının 10 düşmanı

  •  Olayları dar bir sınıra hapsetmek.
  •  Çabuk yargılama ve sonuca gitme eğilimi, belirsizliğe tahammül edememek.
  •  Aşırı baskı ile öz disiplini birbirine karıştırmak.
  •  Aşırı ciddiyet. Hayal gücü, mizah, oyun ya da hobileri küçümsemek.
  •  Bilimsellik adına sezgiyi küçümsemek.
  •  Özgüven eksikliği, farklılığı göze alamama, sosyal uyum kaygıları ve korku.
  •  Tek taraflı uzmanlaşma, iş ya da yaşam biçimi.
  •  Olayları, kavramları zihinde canlandıramama, dilin yanlış kullanımı.
  •  Farklılığa tahammül edemeyen bir aile ya da iş ortamı, sosyal ortam.
  •  Odaklanmayı/dikkati engelleyen fiziksel ortamlar.