, , ,

ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

 

     Özgüven, kişinin kendisiyle yaptığı öz değerlendirme sonucunda kendisinden memnun olup olmamasıyla ilgili bir olgudur. Kişinin kendisini iyi hissetmesini ve bunun etkisiyle çevresiyle barışık olmasını sağlar. Özgüven çocukluktan itibaren gelişmeye başlar. Çocukluk döneminde özgüven duygusunun gelişmesi anne ve babanın tutum ve davranışlarıyla oluşur. Daha sonra ise yaşadığı sosyal çevre ve arkadaş ortamı özgüven gelişiminde önemli rol oynar. Çocuk, çevresinden aldığı tepkiler sonucunda olumlu veya olumsuz bir özgüven geliştirir.

 

Özgüveni gelişmemiş çocuk, kendini yetersiz ve eksik hisseder. Beğenilmemek ve onaylanmamak korkusu vardır. Sosyal ortamlardan kaçınır. Diğer insanlarla iletişim kurmakta ve kendini ifade etmekte zorlanır. Aşırı utangaç ve içine kapanık olur. Kendisiyle ve çevresiyle barışık değildir. Başarısız olmaktan korktuğu için yeni deneyimlerden kaçınır. Hata yapmaktan korkar ve sorumluluk almak istemez. Sıkça başkalarına ihtiyaç duyar. Başkalarını memnun etme çabası vardır. Sürekli kendisini eleştirir ve kendini suçlar. Düşüncelerini söyleme cesareti olmaz. Kendi yeteneklerinin farkında değildir. Olumlu yönlerini görmezden gelir ve kendini değerli hissetmez. Olaylardan çabuk ve olumsuz etkilenir.

 

Çocukluk dönemindeki baskıcı ve korumacı ebeveyn tutumları çocuğun özgüveninin gelişememesine neden olur. Çocuğa yeterince güvenilmemesi, sorumluluk verilmemesi, yeteneklerinin görmezden gelinmesi ve yapabileceğinin fazlasını beklemekte özgüven gelişimini engeller. Ayrıca çocuğa karşı sürekli olumsuz yönde eleştirilerde bulunmak, onu başkalarıyla kıyaslamak, başarısız olduğunda ceza vermek veya aşağılayıcı sözler söylemek, başarılı olduğunda ise takdir etmemekte özgüven gelişimine engel olan etkenlerdendir. Özgüvenin gelişememesine neden olan bir başka faktör de çocuğa yeterince ilgi ve sevgi göstermemek ve düşüncelerine saygı duymamaktır.

 

Özgüven doğuştan gelen bir özellik değildir bu nedenle özgüven gelişimi zamanla gelişebilir. Çocuğun kendisiyle ilgili olumlu düşünceler geliştirmesine yardımcı olabiliriz. Özgüven gelişimi için öncelikle çocuğa gerekli ilgi ve sevgi gösterilmelidir. Onun duygularını özgürce yaşayıp ifade etmesine fırsat tanıyıp, becerilerini desteklemek özgüveninin gelişmesini sağlar. Her çocuk farklı ve özeldir bu yüzden onu başkalarıyla kıyaslamaktan kaçınmalı ve onu olduğu gibi kabul etmek gereklidir. Çocukların başarılarında olduğu kadar başarısız olduklarında da yanlarında olmalıyız. Kendisini iyi ve rahat hissedebileceği çeşitli aktivitelere katılmasını sağlayabiliriz. Ayrıca özgüven gelişimi için uzmanlardan psikolojik destek alınabilir.

, ,

HAZZI ÖTELEMEK

                                           HAZZI ÖTELEMEK

Haz Nedir?

Haz hoşa giden bir şeyin uyandırdığı duygudur. Bu bir yiyecek, bir eşya, bir oyuncak veya oyun olabilir.

Hazzı Ötelemek Nedir?

Hazzı ötelemek bir kişinin istediği, hoşlandığı şeye o an sahip olamaması, ertelemesidir. Sabrın öğrenilmesidir. “İrade” ve “öz disiplin” kavramlarının bu süreçte devreye sokulmasıdır. Örneğin; annesi çocuğa çikolata almıştır fakat yemekten sonra yiyebileceğini söyler. Çocukta çikolatayı yiyebilmek için sabrederek bekler. Çocuk için çikolata haz kaynağıdır ve onu yiyebilmek için yemek vaktini bekleyerek hazzını ötelemiş olur.

Hazzı ötelemek “alışkanlıklarımızı” değiştirmek olarak da düşünülebilir. Alışkanlıklarımızı değiştiremediğimizde bunlar sadece niyet üzerinde kalır. En klişe örnekleri vermek gerekirse rejim yapmak, sigarayı bırakmak gibi niyet olarak kalıp hazzı öteleyemediğimiz için hayata geçiremediklerimizdir.

Bazen bilinç, bazen ebeveynlerin karakterleri, çevre dahilinde gelişebilir. Hazzı öteleme davranışı çocukken kazanılan bir alışkanlıktır ve yedi yaşına kadar çocuğa yerleşir. Sağlıklı bir yetişkinlik için çocuklukta kazanılması gereken bir davranıştır. Aksi halde hazzı öteleme davranışı çocuklukta kazanılmamış ise ilerleyen yaşlarda bu davranışın kazanılması çok güçtür. Profesyonel yardım gerektirir.

Haz öteleme ve başarı ilişkisi

Haz öteleme başarıyı getiren en kıymetli formüldür. Haz erteleme-başarı ilişkisinin temelleri okul yıllarında atılır. Hazzı öteleyemeyen çocuk okul hayatında derslerine, sorumluluklarına odaklanması gerekirken o bunu yapamaz. Haz aldığı kaynaklara yönelir. (koşmak, oynamak…) Derslerine gereken özeni gösteremediği için notları düşer. Unutulmaması gereken önemli nokta notlarının düşük olması zeki olmadığı anlamına kesinlikle gelmez. Sadece o an ders çalışmak istemeyip, oyun oynamak istiyordur. Yani söz dinlemez sorumluluğunu çiğner ve hazzına yönelir. Bu durumda okul ortamında çocuğu “sorunlu” olarak kötü şekilde etiketleyebilirler. Tüm bu negatif durumların sonucunda ise başarısızlık kaçınılmaz olur.

Öz disiplin (iç disiplin) ve başarı ilişkisi

Başarılı kişiler “iç disipline” sahip olurlar. İç disiplin; kişinin duygularını dengede tutmasını, davranışlarından sorumlu olmasını belirtir. İç disipline (öz disiplin) sahip olan kişilerin zaman planlaması gelişmiştir. İşlerini nasıl, ne zaman yapacaklarını bilirler. Bu durumda başarı kaçınılmaz bir hal alır.

Bazı yetişkinler ise işe başladıklarında ilk kolay işleri halletmeyi tercih ederler. Sıkıcı işeri sonlara bırakırlar. Bu yüzden gün sonuna kadar işerini yetiştiremezler. Sebebi ise “öz disiplinlerinin” olmayışıdır. Zaman planlamaları gelişmemiştir. Tüm bunlardan dolayı iş hayatında başarısız olup çok iş değiştirebilirler. Maddi zorluk yaşayabilirler. Genelde ise bu durumdan başkalarını sorumlu tutarlar.

Çocukluklarında yüksek not almanın sistematik bir çalışmaya bağlı olduğunu öğrenebilselerdi yetişkinlikte de iş hayatında yükselebilmek için sıkıcı işlerin bile yapılması gerektiğini bilebilirlerdi.

Haz öteleme davranışı ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ilişkisi

DEHB olan çocuklarda haz öteleyememe davranışı daha fazla görülüyor. Sebebi ise dürtüselliği çok yoğun yaşamalarıdır. Dürtüsellik; aşırı riskli, genelde istenmeyen, sonuçlara yol açan dikkatsiz ve sabırsız davranışlardır. Bu durumu yaşayan çocuk ise kıpır kıpır oluyor, istediğini hemen gerçekleştirmek istiyor. Haliyle sınır koymak zorlaşıyor. Ancak şu yanılgıya düşmemek lazım sınır koyamama DEHB’ nun nedeni olarak görülmemeli. İyi bir DEHB tedavisi ve ebeveynlerin alacağı çocuğa doğru yaklaşabilme eğitimi ile problemde hızlı bir iyileşme görülebilir.

Çocuğa haz öteleme davranışının öğretilmesi

Haz öteleme davranışını çocuğa öğretirken en iyi model anne-babadır. Ebeveynler hayatlarında sınırlarını iyi çiziyorlar mı? İradeleri ne durumda? Sorumluluklarını yapmaları gereken zamanda yerine getiriyorlar mı? Gibi sorular çok önemlidir. Çünkü çocuğa anlatmakla kalmayıp bunu davranışlarımızla göstermemiz gereklidir.

Haz ötelemede çocuğun irade mekanizması devreye girecektir. Bu yüzden irade eğitimi önemlidir. İrade eğitiminde çocuklara belli sorumlulukların verilip tam ve özenli yapması istenir. (Örneğin; evin toplanmasına yardım etmek) Çocuk bu sayede çalışmanın, üretmenin, işe yaradığının zevkine varacaktır. En önemli nokta ise çocuğun bu iyi alışkanlığın geliştirilmesi adına muhakkak belli pekiştireçlerle davranış desteklenmelidir. (Takdir etme, ailecek davranışı konuşup perçinlemek gibi)

Ayrıca çocuğun hazzı öteleyebilmesi için 4 yaşından itibaren, gelişimine uygun olarak belli sınırlar(kurallar) koyulabilir. Önemli olan husus koyulan sınırlar ve kurallar sürdürülebilir olmalıdır.

Haz ötelemeyi öğrenemeyen çocukların ilerde yaşayabileceği davranış bozuklukları

-Sorumluluk alamazlar.

-Düşünmeden hareket ederler.

-Kötü alışkanlıklar (sigara, alkol) kullanmaya yatkındırlar.

-Sağlıklı ilişkiler kuramazlar. Bu sebepten dolayı genelde evlilikleri boşanmayla sonuçlanır.

-Kavgaya karışma durumları gözlenebilir.

, , ,

EBEVEYN TUTUMLARI

 EBEVEYN TUTUMLARI

Ebeveyn tutumları çocukların sergiledikleri hal ve tavırlara karşı anne ve babaların göstermiş olduğu davranış şekilleridir. Bu tutumlar çocukların kişilik gelişimleri açısından oldukça önemlidir. Çünkü anne babasından çocuk nasıl davranışa maruz kalıyorsa o doğrultuda kişiliğini ve benliğini oluşturacaktır. Ebeveyn tutumlarının diğer önemli etkilerinden biri ise çocuğun olumlu anlamda psikolojik, ruhsal olarak sağlığının oluşması için temel bileşeni oluşturmasıdır. Bunun sebebi; çocuğun ebeveynleriyle iletişimi ne derece sağlıklı, düzgün olursa çocuk o derece kendini ifade etme özgürlüğü bulacak ve psikolojik olarak iyi oluş hali yaşayacaktır. Tüm bunlara dayanarak belli davranış şekillerine göre belli ebeveyn tutumları gözlenmektedir.                                                                                         A.) KAYITSIZ VE PASİF ANNE BABA TUTUMU

Kayıtsız ve pasif ebeveynler çocuğun davranışlarına karşı “ilgisiz” tavırlar sergileyen anne ve babalardır. Çocuğun yaptığı davranış yanlış bile olsa ebeveynler kayıtsız kalırlar, tepkilerini belli etmezler. Diğer bir söylemle çocuğa aşırı hoşgörülü bir tutum sergilerler. Ancak tüm bunlar çocuğun yalnızlaşmasına neden olur. Çünkü neredeyse her davranışına ilgisiz kalan ebeveynleriyle çocuğun giderek iletişimi çok kısıtlı hale gelir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*İletişim kurmakta zorlanırlar.

letişim zorluğundan dolayı sosyal ilişki başlatmada zorluk çekerler.

*Ailesinin ilgisini çekebilmek için saldırgan davranışlar gözlenebilir veya abartılı hareketler sergileyebilir.

*Özgüven eksikliği yaşarlar.

*Hayata karşı aşırı kaygı hissederler ayrıca yetersizlik duygusuna da kapılabilirler.

B.) TUTARSIZ, DENGESİZ, KARARSIZ ANNE BABA TUTUMU

Tutarsız, dengesiz, kararsız ebeveynlerde anne ve baba çocuğun davranışına karşı hem fikir olmayıp, ortak bir payda da buluşamamaktadırlar. Örneğin; anne çocuğun davranışıyla ilgili bir konuya “evet” olarak onay verirken baba “hayır” olarak onay vermez. İşte bu noktada tutarsızlık oluşur. Çocuk ise bu durumda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz ve kafa karışıklığı yaşar.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Kararsız, tutarsız, çabuk karar değiştirebilen çocuklar olurlar.

*Çocuk davranışlarındaki doğru, yanlış ayrımını yapamadığı için neyin nerede ve ne zaman yapılacağı öngörüsünde bulunamaz.

*Çocuk ebeveynlerinin bu tutarsız durumlarından sıyrılıp kendini gösterebilmek için ya aşırı sakin, uslu ya da aşırı huysuz, kavgacı bir profile bürünebilir.

 

C.) BASKICI, OTORİTER, KATI ANNE BABA TUTUMLARI

Baskıcı, otoriter ebeveynler yaşam alanlarında çocuklara çok katı kural ve emirler belirlerler. Aşırı disiplin hakimdir. Çocuğun ne düşündüğünün bir önemi yoktur ve sadece ebeveynlerin dediği olur. Bu tür ailelerde fiziksel ve psikolojik şiddet ön plandadır. Çocuğa her fırsatta ceza verme eğilimindelerdir. Ayrıca cezalar çocuğun yaptığı hatalarla orantılı değildir. Çocuğa hiç sorumluluk verilmez tüm kontrol ebeveynlerin elindedir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Fiziksel ve psikolojik şiddet yüzünden ya çok içe kapanık, çekinik bir çocuk olarak ya da aşırı saldırgan, öfke patlamaları yaşayan bir çocuk olarak gözlemlenir.

*Sorumluluk bilinci geliştirilmediği için genelde başkalarının kararlarına uyarlar.

*Aşırı kuralcı bir alanda büyüdüğü için hayatının ileriki aşamalarında kurallara kesinlikle uymayan birey haline gelebilirler.

*Psikolojik şiddet sırasında sürekli hoş olmayan, kötü cümleler duydukları için kendilerini özgüvensiz ve yetersiz hissederler.

D.) SERBEST ANNE BABA TUTUMU

Serbest tutuma sahip ebeveynler disiplinli ve baskıcı davranmak yerine çocuğu özgür bırakırlar. Aşırı kuralsızlık hakimdir. Anne baba otoritesi, denetimi yoktur. Daha çok çocuklar ebeveynleri üzerinde hakimiyet kurarlar. Anne ve babasına her dediğini yaptırmaya başlar.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Çocuk ebeveynlerine ve çevresindekilere her dediğini yaptırdığı için saygısız ve şımarıktır.

*İstekleri her zaman, anında karşılansın isterler.

*Aile ortamında kurallarla hiç karşılaşmadıkları için okul hayatı ve sosyal ortamlarda kurallara uymakta zorluk çekerler.

*Ayrıca her istediklerinin yapılmasına alıştıkları için sosyal ortamlarda tam aksi bir durumla karşılaştıklarında içlerine kapanıp kendilerini sosyal ortamdan izole edebilirler. Çünkü bu durum onlar için hayal kırıklığı yaratacaktır.

5.) MÜKEMMELLİYETÇİ ANNE BABA TUTUMU

Mükemmelliyetçi ebeveynler çocuktan her şeyin en iyisini, en güzelini yapmasını beklerler. “Kesinlikle hata yapmaz” şeklinde düşünürler. Çocuk kurallara daima uymak zorundadır. Çocuktan tıpkı bir yetişkin olgunluğunda davranışlar beklenilir. Beklentiler çocuğun seviyesinin hep üzerindedir. Ayrıca en ufacık olumsuzlukta ebeveynler başka çocukları anlatıp kıyaslamak isterler.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Çocuk yoğun kurallar yüzünden kendi öz benliğini bulmakta zorlanır, sıkışma yaşar.

*Çocukluğundan beri her şeyin en iyisini yapmaya koşullandığı için istediğini başaramayınca yoğun hayal kırıklığı yaşar.

*Hayatları boyunca hataya yer verilmediği için yanlış yapmaktan korkarlar.

*Ebeveynlerin bu tutumları yüzünden erken olgunlaşırlar ve çocukluklarını tam anlamıyla yaşayamazlar.

6.) AŞIRI KORUYUCU ANNE BABA TUTUMU

Ebeveynler çocuğun üzerine gereğinden fazla titrer ve koruma ihtiyacı hisseder. Bunaltıcı şekilde çocuğa şefkat gösterilir. Genellikle bu tutum anne ile çocuk arasında gözlenir. Çünkü anne toplumdan, ailesinden, eşinden, evliliğinden göremediği saygıyı ve sevgiyi çocuğundan görebilmek için sürekli onunla ilgilenmektedir. Hatta ileriki aşamalarda çocuğu yerine tüm kararları vermekte ve kendine bağımlı hale getirmektedir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Anneye bağımlılık çocuklukta aşırı pekiştirildiği için özgüven eksikliği görülür.

*Yeterli özgüvene sahip olmadıkları için genellikle çekingen bir mizaca sahip olurlar.

*Sosyalleşmekte, çevreye uyum göstermekte aşırı zorlanırlar.

*Ebeveynlerine bağımlı yaşayıp genelde kendi iradeleriyle kararlar almadıkları için hayatlarının geri kalanında neredeyse her konuda kararsızlık yaşarlar.

7.) KABUL EDİCİ, GÜVEN VERİCİ, HOŞGÖRÜLÜ, DEMOKRATİK ANNE BABA TUTUMU

Bu tutuma sahip ebeveynler çocuklarına karşı hoşgörülü davranırlar. Çocuğunu olduğu gibi kabul ederler. Çocuklarına gereken sevgi, saygı ve şefkati gösterirler. Aile içinde duygularını, yaşadıkları olayları rahatça paylaşabilme özgürlüğü tanırlar. Bu ise güven ve iletişim ortamında güzel bir pekiştireç görevi görür. Kararlar alınırken ailenin her üyesi konu hakkında fikirlerini rahatlıkla söyleyebilir. Bu sayede demokratik ortamın temelleri atılmış olur. Çocuk belirli sınırlar içerisinde özgürdür. Eğer yanlış yapacak olursa uyarı ile hata önlenir. Kesinlikle bu tutuma sahip ebeveynler psikolojik veya fiziksel şiddet uygulamaz. Konu veya problem düzgün bir iletişimle çocuğa anlatılıp çözüme ulaşılır. En önemli nokta ise anne, baba her zaman çocuklarına en iyi rol-modeldir.

Bu tutumla yetişen çocukların kişilik özellikleri:

*Sosyal ilişkileri kuvvetli çocuklar olurlar.

*Aile ortamında kendilerini rahatlıkla ifade edebilen çocuklar oldukları için her ortamda saygı sınırları içerisinde özgürce düşüncelerini paylaşabilirler.

*Özgüvenleri yüksektir.

*Karakterleri ve kişilikleri gelişmiş ve oturmuştur.

*Huzurlu bir ortamda büyüdükleri için mutlu çocuklardır.

, ,

Çocukta Ödül ve Ceza

Çocukta Ödül ve Ceza

Bazen aileler çocuklarına nasıl davranmaları gerektiğini kestiremeyebilirler. Özellikle çocuk, istenen veya istenmeyen bir şey yaptığında aileler nasıl davranmaları gerektiğini bilemeyebilirler. Çocuk istenmeyen bir şey yaptığında cezalandırılmalı mı veya istenen bir şey yaptığında ödüllendirilmeli mi gibi önemli soruların aileler ve çocukları için önemlidir. Disiplin, çocuğa istenen davranışları öğretmek, istenmeyen davranışları engellemek ve çocuğun kendini kontrol etme becerileri kazanması açısından çocuğa kazandırılması gereken şeylerden bir tanesidir. Çocuğa belirli kurallar koymak ve hayır diyebilmek özellikle bu aşamada önemlidir. Daha da önemlisi, başta uygulanan bu kuralların ve tutumların sürdürebilirliğini sağlamaktır. Dengeli kullanılırsa ödül veya ceza vermek bu disiplini sağlamaya yeterlidir. Ancak bu yöntemin doğru yerde kullanılması da önemlidir.

Çocukta olumlu davranışları geliştirmenin birçok yolu vardır. Bunların en başında gelen yöntemlerden biri ödüllendirmektir. Ödül oyuncak, giysi, vs. gibi çocuğun hoşuna gidebilecek fiziksel aktiviteler olabilir. Aynı zamanda çocuğa sevdiği bir aktiviteyi (bilgisayar, telefonla oynamak, arkadaşlarıyla oynamak, vs. olabilir) yapması için de izin vermek olabilir. Ceza da çocuğun istenmeyen davranışlarını önlemek amacıyla kullanılan yöntemlerin başında gelmektedir. Cezaya karar verirken çocuğun fiziksel özellikleri, yaşı, karakteri, vs. gibi etkenler göz önüne alınmalıdır. Ayrıca duruma uygun, haklı bir ceza olmalıdır. Böylece çocuk yaptığının sonucunda böyle bir ceza aldığını bilebilir. Fakat buradaki önemli nokta ailenin ödüllendirmesinin ya da cezalandırmasının lafta kalmamasıdır. Aile söyleyip uygulamazsa bu durum aile-çocuk arasında bir oyun halini alır. Ceza da istediği bir şeyi almasına izin vermemek ya da sevdiği bir aktiviteyi kısıtlamak olabilir.

Yapılan son araştırmalar ödül-ceza yönteminin uygulanmasının da bazı istenmeyen sonuçları olabilir. İstenen her davranışından sonra ödül alan çocuk, büyüdükten sonra da her davranışından sonra ödül almayı bekleyebilir. Böylece ödül kazanamayacağı durumda çocuk istenen davranışları yerine getirmeyebilir. Olumlu tutum ve davranışları içselleştirmeyebilir. Ayrıca ödül getirmeyen durumlarda başarı duygusunu tatmayabilir, yaptığı işlerden zevk almaz. Yetişkinlik döneminde, her davranışından sonra ödül almadığını fark eden kişi kendini değersiz hissedebilir, depresyon veya bunalıma girebilir. Sürekli yaptığı işlerden övgü almayı bekleyen çocuk, yeniliklere kapalı, kendi kendine yetemeyen ve yaratıcılığı gelişmemiş biri haline gelebilir. Durmadan övgü edilen ve ödül verilen çocuk içine girdiği sosyal ortamlara uyum sağlamayı öğrenir, fakat değişmeye kapalıdır ve insanlar tarafından ödüllendirileceği davranışları gösterir.

Ödül yeri geldiğinde verilmeli, pekiştirilmesi amaçlanan davranışlar için ödül verilmelidir. Ödül verilirken çocuğun belirli bir davranışı amaçlanmalıdır. Mesela; ödevini yaptıysa, ödülün ödevini yaptığı için verildiği söylenmeli, çocuğun karakteri hakkında bir yorum yapılmamalıdır. Ödül verilirken, çocuk hangi davranışından sonra ödül aldığını bilmesi önemlidir. Ödevini yaptıktan sonra ödül alıyorsa, çocuk da ödevini yaptıktan sonra ödül aldığını bilmelidir. Ayrıca aileler nasıl hissettiklerinden de bahsetmelidirler.

Çocukları istenmeyen davranış sergilediğinde ceza verme yoluna giden aileler, verdikleri cezalardan sonra çocuğun bir daha o davranışı göstermeyeceğini düşünebilirler. Fakat belirli bir davranıştan sonra ceza alan çocuk, o davranışın sonucunu görmediği için, davranışının kötü olduğunu içselleştirmeyebilir ve sadece ailesinin etrafında o davranışı yapmamaya dikkat edebilir. Ayrıca her istenmeyen davranışından sonra da ceza alan çocuk için bir süre sonra bu cezalar etkisini yitirebilir. Ayrıca belirli bir davranıştan sonra ceza alan çocuk o cezayı genellemeyebilir. Ceza yöntemi aile-çocuk arasındaki ilişkiyi zedeleyebilir. Çocuğun kendisini aciz, daha sinirli hissetmesine neden olabilir, çocuğun kendine olan güvenini azaltabilir ve daha önemlisi çocuk cezayı veren kişiye karşı sinirlenebilir.

Ceza yönteminin daha etkili olabilmesi için çocuğa neden ceza aldığı açıklanmalıdır. Böylece çocuklar davranışlarının sonucunu anlayabilirler. Ortamı değiştirip veya çocuğunun dikkatini başka yöne çekerek de istenmeyen davranışlar önlenebilir. En etkili yöntemlerden biri beklentiyi karşılayacak düzeyde çocuğa seçenek sunmaktır. Mesela çok bilgisayarla oynadığı düşünülüyorsa; şimdi kitap okuyalım ya da oyun oynayalım mı diyerek çocuğa seçenekler sunulabilir. Diğer bir yöntem de çocuklara davranışlarının sonuçlarını yaşamaları için fırsat vermektir. Mesela telefon kullanımı konusunda tartışmalar yaşanıyorsa; telefonu eski model bir telefonla değiştirerek çocuğun telefonla çok fazla oynamasının önüne geçilebilir.

, , , ,

Çocuklarda zaman yönetimi; planlama ve organizasyon becerisi kazandırma

Çocuklarda zaman yönetimi; planlama ve organizasyon becerisi kazandırma

 

Nedir?

Zaman yönetimi, üreticiliği ve verimliliği arttırmak amaçlı olarak, belirli aktiviteler üzerinde harcanan zamanı bilinçli bir şekilde kontrol etme yöntemidir. Daha çok iş hayatında yetişkinler için üzerinde durulan bir konu olmasına rağmen, çocuklara erken yaşlardan kazandırılan planlama ve organizasyon becerilerinin katkısı büyük oluyor.  Belirli görevleri, projeleri bitirirken kullanılan çeşitli beceriler, araçlar ve teknikler ile zaman yönetimi desteklenir. Zaman yönetimi kişisel bir süreçtir bu nedenle kişinin çalışma stili ile koşullarına uygun olmalıdır.

Neden?

Çocuğunuza öğreteceğiniz zaman planlaması ile ona hayat için önemli bir araç sunmuş olacaksınız. İlerleyen zamanlarda okul çalışmaları ile kişisel çalışmaların, aile zamanı ile sosyal zamanı çakıştığında çocuğunuz gerginlik yaşamadan bu aktiviteleri düzenleyebilecek beceriye sahip olur.

Yoğun bir hayatta çocuklar okul, ev ve sosyal alanlarındaki sorumluluklarını ve aktiviteleri dengelemekte güçlük yaşarlar. Çocuklara sadece zamanı planlamayı değil, zamanı da daha etkili kullanmayı öğretebildiğimizde onlara hayat boyu fayda sağlayacak bir beceri kazandırmış oluruz. Bu beceriyi kazanmak her çocuk için kolay olmuyor ancak sabırlı ve tutarlı olduğunda her çocuk bu beceriyi içselleştirebilir.

 

Okul Çağı Çocuklarda Zaman Yönetimi

Çocuğunuz ile gün içi zamanları, o gün içinde ne kadar fazla etkinlik yapabileceğinizi, çalışmasını tamamlamak için ne kadar süreye ihtiyacı olduğunu konuşabilirsiniz.

Çocuğunuza bir ajanda alabilir veya bir ufak deftere tarih-gün yazarak ajandaya dönüştürebilirsiniz. Çocuğunuza ödevlerini, projelerini teslim tarihlerini, önemli günleri, gezileri, doğum günlerini buraya kaydetmesine yardımcı olun. Bazı çocuklar için yine büyük aylık takvimi odasının duvarına asmak ve oraya not almasını sağlamak daha etkili olabilir.

Çocuğunuza ajandasına/takvimine o gün için planladığı etkinlikleri, yapması gerekenleri süreleri ile yazmasına yardımcı olun. Etkinliği tamamladığında ise ne kadar süre geçtiğine bakın ve tahmini ile karşılaştırın. Bu sayede çocuğunuz belirli etkinlikleri yapmanın ne kadar zaman aldığını öğrenir, içselleştirir.

Çocuğunuza öncelik belirlemeyi öğretin. Yapması gereken ve yapmak istediklerini ayırt etmeyi onunla çalışın. Her şeyi bir anda düzgün bir şekilde yapamayacağını, öncelik sıralaması yapmasının önemini belirtin. O gün veya o hafta yapılması gerekenler, yapmak istediklerim diye bir liste hazırladıktan sonra yapılması şart olanlara bir yıldız, yapmak istediklerine bir gülen yüz koyarak öncelik belirlemeyi öğrenebilir.

 

Tüm yaş grubundaki çocuklar için;

  • Zaman tanıyın.Çocuğunuza yapılması gerekeni o anda söylemeyin. Bir 5-10 dakika önce bir hatırlatmada bulunun. Örneğin akşam yemeğine 10 dk sonra oturuyoruz. Bu sayede çocuğunuz o anda yaptığını tamamlayabilir, zamanını yönetebilmeyi öğrenir.
  • Zamanlama konusunda ve zamanınızı etkili kullanma konusunda çocuğunuza iyi bir rol model olun. Çocuğunuzu zamanında okuluna götürün, okuldan alın. Söz verdiğiniz saatlere sadık kalmaya çalışın. İşe giderken geç kaldım telaşını, yetiştiremediğiniz bir projeyle ilgili olan kaygınızı çocuğunuzun önünde yaşamamaya özen gösterin.
  • Çocuğunuz zaman yönetimini iyi yapmadığında sonuçlarını çocuğunuzun yaşamasına fırsat verin. Çocuğunuza ödev zamanını etkin kullanmadığında yapmak istediği etkinliklere daha az zamanı kaldığını anlatın.
, , , ,

Çocuklarda Akıl Yürütme

Çocuklarda Akıl Yürütme

 

Akıl yürütme, daha önceden öğrenilmiş bilgileri yeni karşılaşılan bir soruna çözüm bulabilmek için birleştirme ve düzenleme süreci olarak nitelendirilir. Düşünme semboller aracılığı ile gerçekleşir. Sembollerde olay ve nesne gibi dış uyarıcıları temsil eden işaretlerdir.

 

Olgunlaşma ve bilişsel gelişim iyi akıl yürütme için şarttır. Bilişsel gelişim ise bilgiyi tanımayı, problem çözmeyi, karar vermeyi ve bir işi tamamlayıncaya kadar dikkati vermeyi içerir ve bu beceriler akıl yürütmenin önemli şekilleridir.

 

Bireyin içinde yaşadığı dünyayı öğrenmesi ve anlaması için akıl yürütme, problem çözme, kavramlar ve düşünme ile ilgili zihinsel faaliyetlerin tümü “bilişsel sistem”i oluşturmaktadır. Bilişsel hedefler hafıza, karar verme ve akıl yürütme gibi farklı zihinsel becerileri içermektedir. Algı, bellek, düşüncenin genellenmesi,  değerlendirilmesi ve akıl yürütme gibi süreçler bilişsel yeteneklerdendir .

 

Düşünme ve akıl yürütme, öğretimin odağındadır. Öğrencilerin açıklama, doğrulama, karşılaştırma, zıt ve esnek düşünebilme yeteneklerini içerir. Öğrenciler bu süreçte hem derinlemesine öğrenirler hem de yeni bilgilerle var olan bilgileri arasında nasıl ilişki kurabileceklerini öğrenirler.

 

Akıl Yürütmede Bağlantılı Noktalar

Problem Çözme:

Bir amaca ulaşırken karşılaşılan güçlükleri yenme süreci olarak nitelendirilir. Bilgiyi kullanarak buna orjinallik, yaratıcılık ve akıl yürütme eklenerek çözme süreci tamamlanabilir. Problem çözmede sorunu değerlendirme, kavrama ve çözüme ulaşma eğilimi görülür. Sorunu kavrayarak ve akıl yürüterek çözme, deneme ve yanılma yoluyla çözmeden daha önemli ve etkilidir. Örneğin; çocuğunuz ulaşamadığı yerdeki oyuncağını almak için sopa yardımını kullanmayı düşünmesi gibi..

Analiz Becerisi:

Bu beceri bir konunun daha iyi anlaşılabilmesi için o konunun daha basit ve küçük parçalara ayrılarak incelenmesini kapsamaktadır. Çocuğun olayları incelemek için olayı daha basit bir parçaya ayırarak analiz etmesini öğrenmesi gerekmektedir.

Çocuklardaki bu becerinin gelişmesi için; ‘En önemli farklılık ne?’, ‘Olayları adım adım anlatabilir misin?’, ‘Bu olay farklı bir şekilde de sıralanabilir mi?’ gibi basit sorular yardımıyla çocuğun olayları analiz etmesinde yardımcı olunur. Çocuğun bu tip sorulara cevap vermesi, olayları parçalara ayırarak daha iyi kavramasını ve kendine bir düşünce tarzı geliştirmesini sağlar.

Sentez Becerilerinin Geliştirilmesi:

Bu düşünme becerisi, daha önceden öğrenilmiş olan bilgilerin, uygulamaların ve becerilerin birleştirilerek yeni bir şekilde düşünülmesi olarak nitelendirilir.

‘Şöyle sıralasak ne olur?’, ‘Şunlarla birlikte düşünsek ne elde ederiz?’, ‘Şu iki bilgiyi birleştirsek nasıl bir sonuç elde ederiz?’ tarzı sorularla çocuğun eski bilgileri aracılığıyla akıl yürüterek yeni bir düşünce ortaya çıkarması desteklenebilir.

Planlama :

Planlama ve organizasyon becerisi; karşılaşılan bir duruma yönelik düşünebilme, uygun stratejiler geliştirme ve bu stratejileri kullanarak işe koyulma ile ilişkili, hayatımızı yönetmemizi sağlayan en temel becerilerdendir.

Çocuklarda planlama ve organizasyon becerilerinin gelişiminde anne/baba tutumlarının çok önemli olduğunu unutmamalı ve kendi tutumlarımızı çocuklarımız yararına yeniden gözden geçirmeliyiz. Aşırı koruyucu, baskıcı ve disiplinli ebeveyn tutumlarının çocuklarda planlama becerilerinin gelişmesini engellediği, demokratik ve pozitif disiplin odaklı anne/baba tutumlarının ise çocukların bu becerilerini geliştirmelerine olanak tanıdığı bilinmektedir.

Günlük yaşam içinde planlama ve organizasyon becerileri gelişmiş çocukların akademik yaşamlarında bu becerileri kullanarak daha başarılı oldukları görülmektedir. Sabah kalktığında hava durumuna uygun giyinme becerisi olan bir çocuk, sınavda karşılaştığı bir soruya uygun çözüm geliştirme becerisini de kolaylıkla gösterebilmektedir.

Kategorize Etmek:

Kategorizasyon ya da kategorilendirme, bireylerin sosyal ve fiziksel çevrelerini kategorilere ayırmasını ve çeşitli öğeleri bu kategorilere yerleştirmesini ifade eden bilişsel süreçtir. Bir başka deyişle “insanın çevresini, kategoriler halinde düzenleme etkinliği ya da sürecidir”. Söz konusu kategoriler, bireyin eylemleri ve tutumları bakımından birbiriyle eşdeğerli veya birbirine benzer gördüğü insan, eşya, olay grupları ya da bunların belirli niteliklerini kapsayan gruplardır.

Kategorilendirme süreçleri, bireyin yaşamı açısından bir dizi pratik işleve sahiptir. Kategorilendirme, ilk olarak, yaşamın karmaşıklığını azaltmaya yarar. Bireyin çevresini basitleştirip sistematikleştirmesine katkıda bulunarak karmaşık bir yaşamla ve yaşamındaki değişikliklerle başa çıkmasını mümkün kılar. İkinci olarak, karşılaşılan uyaranların anında tanınmasını ve bir düzen içine konmasını; çevreyi bölümlemeyi ve bir açıdan benzer, bir başka açıdan farklı görülen öğeleri bir araya toplamayı sağlar. Böylece anlamlı, öngörülebilir bir dünyanın bilişsel olarak inşasını kolaylaştırırlar. Bu sayede çeşitli şeylerle yeniden karşılaştığımız her seferinde onları yeniden öğrenmek zorunluluğu ortadan kalkar. Çeşitli objeler (insan, olay, nesne) ve özellikleri belleğe depolanıp hareketli ve kullanılabilir bir tarzda tutulur ve böylece yeni objeler için kıyas noktası işlevi görürler. Üçüncü olarak, kategorilendirme sürecinde oluşturulan kategoriler, pratikte davranış ve eylemlerimizi yönlendirirler. Kategorilenen uyaran veya objeler karşısında, kategori bilgilerimize göre tepkide bulunuruz.

 

Çocukların Akıl Yürütme Yöntemlerini Geliştirmek İçin Ne Yapmalıyız?

  • Çocuklara duygusal olarak sıcak ve duyarlı bir ortamı sağlamak,
  • Çocuklara yapılan etkinliklerle ilgili sahiplenme duygusunu hissedecekleri bir

ortamı oluşturmak,

  • Çocuklara bilişsel zorluklar sağlayacak ortamı oluşturmak,
  • Çocuklara kendi düşüncelerini ortaya koyabilecekleri ortamı oluşturmak
  • Çocukların akıl yürütebileceği aşamalı olarak zorluk seviyelerinin artacağı egzersizlerde bulunmak
  • Çocukların akıl yürütme denemelerine karşı destekleyici davranış sergilemek
  • Çocuğunuzu plan yapması için cesaretlendirin
  • Çocuğunuza akıl vermeyin, aklını kullanması için teşvik edin
  • Çocuğunuzun düşünme becerileri üzerine düşünün
  • Düşünme faaliyeti için seçtiğiniz zamana dikkat edin
  • Faaliyetinizin içine biraz eğlence koyun
  • Kendi düşünme becerilerinizle ona örnek olun
,

Okulda neden sıkılır !

Okullarda gerçek bir öğrenme ortamı yaratmak ve çocuklar sıkılmadan, severek okula gitsin istiyorsak çocuklarda merak uyandırmamız gerekir. Peki okullarda neden merak uyandıramıyoruz?

OKUL VE MERAK

Merakın oluşmamasının çok sebebi var ama en önemlisi şu: Merakın oluşabilmesi için çocukların kafasında deneyim sonucunda bir şema (düşünme modeli) ve daha sonra da bu şemada bir boşluk oluşması gerekir. Bu durumda çocuk da o boşluğu doldurmak için meraklanır ve yeni bilgilerin peşinden koşar. Zaten bu sebepten dolayı insanlar ilgilerini çeken konularda daha meraklıdır. Çünkü bu konularla ilgili bir şema oluşmuştur ve kişi de o şemayı sürekli genişletmek ve daha da bütün hale getirmek ister. Ama maalesef biz okullarda çocukların ilgi alanını gözetmeden müfredatı aktarmak ve sınava hazırlanmakla meşgulüz. Doğal olarak da çocuklar okullarda hem sıkılıyor hem de öğrenemiyor.

ÖDEVLER ÖĞRENMEYİ SAĞLAR MI?

Çocuklar ödevlerden de sıkılıyor. Neden? Çünkü maalesef ödevler çocukları keşfetmeye yönlendirmiyor ve dolayısıyla meraklandırmıyor. Ödevler genelde tekrar ödevi oluyor ve herkese aynı ödev veriliyor. Doğal olarak da çocuklar ödevi yapmak istemiyor.  Çoğu aile de çocuğun merakı, ilgisi ya da keşfetmesiyle ilgilenmediği için zorla çocuğa ödev yaptırıyor. Peki zorla ödev yapılsa da öğrenme gerçekleşir mi? Duke Üniversitesi’nden Harris Cooper’ın araştırmasına göre ödevin ilkokulda öğrenmeye katkısı çok az. En fazla katkı lisede ama orada da etki yüzde 25’in altında.  Dahası ödevin türü de önemli. Ödev proje ya da keşfetme ödevi olursa katkısı çok daha fazla. Çünkü merak uyandırıyor. Kısacası ödevler de merak uyandırmalı. Aksi takdirde bu ödevler öğrenmeyi sağlamadığı gibi çocuğa zarar verir, çünkü çocuğun oyun ve sosyalleşme zamanından çalar. öğretmen derste öyle bir merak uyandırmalı ki çocuk evde öğrenmek istesin. Bu durumda okulda ödev verilmez ama çocuklar evde ödev yapar.

Prof. Todd anlatıyor.

Beynimiz keyifli bir şeye ulaşmadan önce dopamin salgılıyor. Dopamin salgılatan bir mekanizma daha var: beklenmedik (olumlu) olaylar. O zaman insanların beklenmedik olumlu olaylarla karşılaşması ve hayattan keyif alması için sürekli “keşif” süreci içinde olması gerekiyor. Keşfi ateşleyen mekanizma da “merak”. O zaman biz, çocuklarda ne kadar merak duygusu uyandırsak; onlar da keşfetmeye ve öğrenmeye o kadar meyilli olur ve hayattan o kadar keyif alır. Merak eden insan keyifli ve mutlu bir yaşam sürüyor. Sizce okullar merak duygusunu geliştiriyor mu? Kesinlikle hayır. Çocuklara okulda keşfetme ortamı sunulmuyor. Sadece oturup dinliyorlar. Bundan dolayı çocuklar okuldan keyif almıyor ve sıkılıyor. Bunu düzeltmek için çocuklar, okullarda kendi deneylerini tasarlamalı, kendi sorularına yanıtlar aramalı ve sürekli keşfetme sürecinde olmalı. Ancak o durumda mutlu çocuklar ve mutlu bireyler yetiştirebiliriz.

, ,

AİLE NE ÖĞRETİR ÇOCUKLAR NE ÖĞRENİR?

AİLE NE ÖĞRETİR ÇOCUKLAR NE ÖĞRENİR?

 

Çocukların beyin gelişiminin büyük bir bölümü erken çocukluk döneminde tamamlanıyor. Bu nedenle çocukların bu yaşlarda yaşadıkları öğrenme deneyimleri çok önemlidir. Bu dönemde çocukların öğrenme macerasını nasıl yaşadıklarını ve ebeveynlerin, onların öğrenmelerini teşvik etmek için yapabileceklerini bilmek anne-babalar için oldukça yararlı olabilir.

Çocuklar söylenenden çok doğrudan davranışı taklit ederler ve o davranışı doğru-işe yarar olarak kabul ederek benimserler. Öğrenme sürecinde anne- babaya bu sebep ile çok büyük rol düşer. ‘ Ne ekersek onu biçeriz’ sözü bu durumu bize oldukça iyi bir şekilde anlatır.

Büyüme sürecinde olan çocuk anne ve babasıyla yakın bir iletişimde bulunur. Çocuk adeta bir kamera gibi etrafında olup bitenleri hafızasına kaydeder. Bundan dolayı ebeveynler davranışlarına oldukça dikkat etmeliler. Anne ve babanın normalmiş gibi yaptıkları bir kötü davranış, çocuk üstünde çok etkili olur. Çünkü çocuk yapılan davranışın iyi veya kötü olduğunu kavrayamaz. Bu sebep ile anne ve babasının yaptığı davranışları büyük bir oranda benimser ve yaşamında uygular.

Bu durumu daha iyi anlatmak için örnek vermemiz gerekirse; diyelim ki çocuk film izliyor. Ebeveynlerinden biri yemeğin hazır olduğunu çocuğuna söylüyor ve çocuk şuanda film izlediğini ve beklemesini istiyor. Çocuk uzun süre yemeğe gelmeyince, anne gidip televizyonu kapatıyor ve çocuğu zorla masaya oturtuyor. Çocuğun sergilemiş olduğu bu duruma bir de şu yönden bakalım. Ebeveynlerden biri çalışırken çocuk soru soruyor ve anne veya babasından meşgul olduğunu ve birazdan sormasını istediklerini cevabını alıyor. Çocuğumuz tekrar aynı soruyu sorduğunda ise bu sefer “İşim var. Görmüyor musun? ” tepkisini alıyor. Sonuç olarak biraz önce çocuğunun etkinliğini bölen anne, kendisinin işi bölününce sinirleniyor. Aslında çocuk, diğer insanların etkinliğini bölmeyi anneden öğreniyor. Bu örnek bu durumu anlamamız için bize iyi bir örnektir.

 

Bu örnek gibi birçok örnekle hayatımız boyuna birçok kez karşılaşıyoruz. En büyük problem ise çocuklarınızda istemediğiniz davranışların aslında ebeveynlerin davranışı olduğunun farkında olmamasıdır. Çocukta istenmeyen davranışlarla karşışıldığında aile ilk önce kendisini sorgulamalıdır. Ebeveynin ondan sonra yapması gerekenler bu ilk noktadan sonra zaten sıralanacaktır. Şunu unutmamalıyız ki ‘ Çocuk ailenin aynasıdır.’.

 

Kısacası, çocuklar çoğu zaman annelerin ve babaların öğretmek istediklerinden farklı şeyler öğrenir. Çünkü aileler çocuklarına doğru tavsiyeler verse de çoğu zaman farkında olmadan öğretmek istediği davranışların tam tersini kendileri yapar. Çocuklar da söylemlerden değil, davranışlardan öğrendiği için, ailenin istemediği şeyleri öğrenebilir. Bu sebep ile anne ve baba olmak aslında çocuğu değil, kendini yönetme sanatıdır.

 

Aileler Ne Yapmalıdır?

  • Çocuklar davranışın iyi mi kötü mü olduğunu henüz çok iyi kavrayamazlar.
  • Çocuğun aile içerisinde olup bitenleri bir kamera gibi her anını hafızalarına kaydettiğini unutmamalıdır.
  • Çocuklarda farkedilen yanlış davranışlarda, önce aile kendi davranışlarını göz önüne alarak kendini sorgulamalıdır.
  • Çocukların söylemlerden çok ebeveynlerin davranışlarını gözlemleyerek taklit ettiğini unutmamalıdır. Sözel komutlar vermek yerine örnek davranışlar sergilemeye gayret edin.
  • Çocuğun ailenin her yaptığı davranışı doğru olarak kabul ettiğini ve bu sebep ebeveynin ile davranışlarını ve kendilerini yönetmeleri gerektiğini bilmelidir.
  • Çocukların öğretilen şeylerden çok farklı şeyler çıkarabilceğini bilmedir.
  • Söylem ve davranışların uyumsuzluğunun çocuğun davranışlarını da yansıyacağını bilerek hareket etmelidir.
  • Çocuklara davranış kazandırmak ve öğretmek için soyut örnek ve söylemlerden çok somut örnek ve söylemler çok önemlidir.
  • Sergilediğiniz her davranışı, çocuğu nasıl etkileyeceğini düşünerek yapmaya özen gösterin.
  • Çocuğunuzun nasıl biri olmasını istiyorsanız kendiniz de öyle olmaya çalışın.

 

Mübeccel OSKAY

, , ,

Dikkat Dağınıklığı, Okul Hayatında Büyük Sorun Oluyor

Dikkat Dağınıklığı, Okul Hayatında Büyük Sorun Oluyor

İzmir Koleji İlkokul Müdürü Zehra Sağ, günümüzde öğrencilerin başarısını etkileyen en önemli sorunun dikkat dağınıklığı olduğuna dikkat çekerek, bilişsel terapi yöntemiyle bu sorunu aşmaya başladıklarını dile getirdi.

A+A-

Yeni nesil kuşağının en önemli sorunlarından biri olan dikkat dağınıklığını Bilişsel Terapi yöntemiyle çözen Norofix Bilişsel İşlev Geliştirme Metodu İzmir Koleji’nde uygulanmaya başlandı. İlkokul öğrencilerinin öğrenme kapasitelerini artırmak amacıyla ders programına alınan metod, Norofix psikologları rehberliğinde uygulanıyor. Öncelikle seviye tespit çalışmaları yapan uzmanlar, çocukların öğrenme kapasitelerine yönelik bireysel uygulamalara başladı. Belirli aralıklarla ölçüm ve değerlendirme yaparak gelişim sonuçlarını okul idaresi ile paylaşan uzmanlar, 2017-2018 eğitim öğretim yılı boyunca İzmir Koleji ile çalışmalarını sürdürecek.
Öğrenci Dersi Sevmiyorsa, Sebebi Araştırılmalı
İzmir Koleji İlkokul Müdürü Zehra Sağ, çocukların başarısını ve mutluluğunu temel hedef aldıklarını söyleyerek, günümüzün en büyük sorunlarından biri olan dikkat dağınıklığını bilşsel işlev geliştirme metodu ile aşmaya başladıklarını söyledi. Tüm ilkokul öğrencileri ile çalışmalara başladıklarını belirten Sağ, kısa zaman süresi içinde öğrencilerin derslere karşı ilgilerinin arttığına dikkat çekti. İzmir Koleji Müdürü, daha az zamanda, daha verimli öğrenmeyi sağlayan bu yöntem ile eğitim sisteminde zihinsel kapasitelerinin farkında, toplumsal sorumluluklarının bilincinde, dünyaya duyarlı bireyler yetiştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Öğrencilerin neden ders çalışmayı sevmediğini ya da neden kitap okumadığını araştırırken tüm dünyaca kabul edilen bir metodu uygulamaya karar verdiklerini anlatan Sağ, velilerin çocuklarının iyi bir gözlemcisi olmasını tavsiye etti. İzmir Koleji Müdürü, ailelerin çocuklarını ders çalışmıyor diye suçlamaları yerine, nedenlerine odaklanmaları gerektiğini belirterek, şöyle devam etti;

“Ödev yapmak, ders çalışmak bir öğrenci için sorun teşkil ediyorsa, ailelerin, eğitimcilerin bunun sebeplerini mutlaka araştırması gerek. Dikkat dağınıklığı, hafıza problemi olan bir çocuğun ders çalışması uzun saatler sürebilir. Bu sorun sadece akademik olarak değil, sosyal olarak da çocuğun gelişimini olumsuz etkilemektedir. Biz öğrencilerin mutlu ve başarılı bireyler olmasını hedefleyen bir okul olarak çocukların bilişsel kapasitelerini artırmaya yönelik çalışmalar ile bu problemi ortadan kaldırıyoruz.”

Eylül ayından itibaren okulda dikkat, bellek ve muhakeme becerilerini geliştiren materyalli bilişsel gelişim sistemleri uyguladıklarını vurgulayan İzmir Koleji ilkokul Müdürü, Türk çocuklarına uygun dünyaca kabul görmüş bu metod ile çocukların öğrenmenin keyfini yaşamaya başladıklarını ifade etti.

Sadece öğrencilere değil, bireysel olarak kişilerin odaklanma, hafıza, hızlı düşünme, algılama ile ilgili problemlerini çözen Nörofix Bilişsel İşlev Geliştirme Metodu, kişilerin gerçek zihinsel kapasitelerini fark edip kullanmalarına ve arttırmalarına yardımcı oluyor.  Bilgi kayıplarına yol açan, tam öğrenmeyi engelleyen, dikkat, odaklanma, hatırlama, algılama, hızlı düşünme ile ilgili problemlerin giderilmesini sağlayan sistem, kişilerin yaşamın her alanında daha dikkatli olmasını sağlıyor.

bilişsel işlev gel öğrencilerin öğrenme performanslarını artıran Nörofix Bilişsel İşlev Gelişim Metodu ile dikkat, hafıza ve muhakeme kapasitelerini artırıyor. Daha az zamanda, daha çok öğrenmeyi sağlayan metod ile öğrencilerin zihinsel ve sosyal gelişimleri artıyor.

Yeni nesil kuşağının en önemli sorunlarından biri haline dikkat dağınıklığını ilaçsız tedavi yöntemi olarak bilinen Nörofix Bilişsel İşlev Geliştirme Metodu İzmir Koleji’nde uygulanmaya başlandı. İlkokul öğrencilerinin öğrenme kapasitelerini artırmak amacıyla ders programına alınan metod, Nörofix psikologları rehberliğinde uygulanıyor. Öncelikle seviye tespit çalışmaları yapan uzmanlar, çocukların öğrenme kapasitelerine yönelik bireysel uygulamalara başladı. Belirli aralıklarla ölçüm ve değerlendirme yaparak gelişim sonuçlarını okul idaresi ile paylaşan uzmanlar, 2017-2018 eğitim öğretim yılı boyunca İzmir Koleji ile çalışmalarını sürdürecek.
Öğrenci Dersi Sevmiyorsa, Sebebi Araştırılmalı
İzmir Koleji Genel Müdürü Zehra Sağ, çocukların başarısını ve mutluluğunu temel hedef aldıklarını söyleyerek, günümüzün en büyük sorunlarından biri olan dikkat dağınıklığını Nörofix metodu ile aşmayı planladıklarını söyledi. Tüm ilkokul öğrencileri ile çalışmalara başladıklarını belirten Sağ, kısa zaman süresi içinde öğrencilerin derslere karşı ilgilerinin arttığına dikkat çekti. İzmir Koleji Müdürü, daha az zamanda, daha verimli öğrenmeyi sağlayan bu yöntem ile eğitim sisteminde zihinsel kapasitelerinin farkında, toplumsal sorumluluklarının bilincinde, dünyaya duyarlı bireyler yetiştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Öğrencilerin neden ders çalışmayı sevmediğini ya da neden kitap okumadığını araştırırken tüm dünyaca kabul edilen bir metodu uygulamaya karar verdiklerini anlatan Sağ, velilerin çocuklarının iyi bir gözlemcisi olmasını tavsiye etti. İzmir Koleji Müdürü, ailelerin çocuklarını ders çalışmıyor diye suçlamaları yerine, nedenlerine odaklanmaları gerektiğini belirterek, şöyle devam etti;

“Ödev yapmak, ders çalışmak bir öğrenci için sorun teşkil ediyorsa, ailelerin, eğitimcilerin bunun sebeplerini mutlaka araştırması gerek. Dikkat dağınıklığı, hafıza problemi olan bir çocuğun ders çalışması uzun saatler sürebilir. Bu sorun sadece akademik olarak değil, sosyal olarak da çocuğun gelişimini olumsuz etkilemektedir. Biz öğrencilerin mutlu ve başarılı bireyler olmasını hedefleyen bir okul olarak çocukların bilişsel kapasitelerini artırmaya yönelik çalışmalar ile bu problemi ortadan kaldırıyoruz.”

Eylül ayından itibaren okulda dikkat, bellek ve muhakeme becerilerini geliştiren materyalli bilişsel gelişim sistemleri uyguladıklarını vurgulayan İzmir Koleji Genel Müdürü, Türk çocuklarına uygun dünyaca kabul görmüş bu metod ile çocukların öğrenmenin keyfini yaşamaya başladıklarını ifade etti.

Sadece öğrencilere değil, bireysel olarak kişilerin odaklanma, hafıza, hızlı düşünme, algılama ile ilgili problemlerini çözen Norofix Bilişsel İşlev Geliştirme Metodu, kişilerin gerçek zihinsel kapasitelerini fark edip kullanmalarına ve arttırmalarına yardımcı oluyor.  Bilgi kayıplarına yol açan, tam öğrenmeyi engelleyen, dikkat, odaklanma, hatırlama, algılama, hızlı düşünme ile ilgili problemlerin giderilmesini sağlayan sistem, kişilerin yaşamın her alanında daha dikkatli olmasını sağlıyor.

Kaynak: Dikkat Dağınıklığı, Okul Hayatında Büyük Sorun Oluyor

, , ,

Dikkat Dağınıklığı, Okul Hayatında En Büyük Sorun!.. 

Dikkat Dağınıklığı, Okul Hayatında En Büyük Sorun!.. 

İzmir Koleji İlkokul Müdürü Zehra Sağ, günümüzde öğrencilerin başarısını etkileyen en önemli sorunun dikkat dağınıklığı olduğuna dikkat çekerek, bilişsel terapi yöntemiyle bu sorunu aşmaya başladıklarını söyledi.

Yeni nesil kuşağının en önemli sorunlarından biri olan dikkat dağınıklığını Bilişsel Terapi yöntemiyle çözen Norofix Bilişsel İşlev Geliştirme Metodu İzmir Koleji’nde uygulanmaya başlandı. İlkokul öğrencilerinin öğrenme kapasitelerini artırmak amacıyla ders programına alınan metod, Norofix psikologları rehberliğinde uygulanıyor. Öncelikle seviye tespit çalışmaları yapan uzmanlar, çocukların öğrenme kapasitelerine yönelik bireysel uygulamalara başladı. Belirli aralıklarla ölçüm ve değerlendirme yaparak gelişim sonuçlarını okul idaresi ile paylaşan uzmanlar, 2017-2018 eğitim öğretim yılı boyunca İzmir Koleji ile çalışmalarını sürdürecek.

Öğrenci Dersi Sevmiyorsa, Sebebi Araştırılmalı

İzmir Koleji İlkokul Müdürü Zehra Sağ, çocukların başarısını ve mutluluğunu temel hedef aldıklarını söyleyerek, günümüzün en büyük sorunlarından biri olan dikkat dağınıklığını bilşsel işlev geliştirme metodu ile aşmaya başladıklarını söyledi. Tüm ilkokul öğrencileri ile çalışmalara başladıklarını belirten Sağ, kısa zaman süresi içinde öğrencilerin derslere karşı ilgilerinin arttığına dikkat çekti. İzmir Koleji Müdürü, daha az zamanda, daha verimli öğrenmeyi sağlayan bu yöntem ile eğitim sisteminde zihinsel kapasitelerinin farkında, toplumsal sorumluluklarının bilincinde, dünyaya duyarlı bireyler yetiştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Öğrencilerin neden ders çalışmayı sevmediğini ya da neden kitap okumadığını araştırırken tüm dünyaca kabul edilen bir metodu uygulamaya karar verdiklerini anlatan Sağ, velilerin çocuklarının iyi bir gözlemcisi olmasını tavsiye etti. İzmir Koleji Müdürü, ailelerin çocuklarını ders çalışmıyor diye suçlamaları yerine, nedenlerine odaklanmaları gerektiğini belirterek, şöyle devam etti;

“Ödev yapmak, ders çalışmak bir öğrenci için sorun teşkil ediyorsa, ailelerin, eğitimcilerin bunun sebeplerini mutlaka araştırması gerek. Dikkat dağınıklığı, hafıza problemi olan bir çocuğun ders çalışması uzun saatler sürebilir. Bu sorun sadece akademik olarak değil, sosyal olarak da çocuğun gelişimini olumsuz etkilemektedir. Biz öğrencilerin mutlu ve başarılı bireyler olmasını hedefleyen bir okul olarak çocukların bilişsel kapasitelerini artırmaya yönelik çalışmalar ile bu problemi ortadan kaldırıyoruz.”

Eylül ayından itibaren okulda dikkat, bellek ve muhakeme becerilerini geliştiren materyalli bilişsel gelişim sistemleri uyguladıklarını vurgulayan İzmir Koleji ilkokul Müdürü, Türk çocuklarına uygun dünyaca kabul görmüş bu metod ile çocukların öğrenmenin keyfini yaşamaya başladıklarını ifade etti.

Sadece öğrencilere değil, bireysel olarak kişilerin odaklanma, hafıza, hızlı düşünme, algılama ile ilgili problemlerini çözen Nörofix Bilişsel İşlev Geliştirme Metodu, kişilerin gerçek zihinsel kapasitelerini fark edip kullanmalarına ve arttırmalarına yardımcı oluyor.  Bilgi kayıplarına yol açan, tam öğrenmeyi engelleyen, dikkat, odaklanma, hatırlama, algılama, hızlı düşünme ile ilgili problemlerin giderilmesini sağlayan sistem, kişilerin yaşamın her alanında daha dikkatli olmasını sağlıyor.

bilişsel işlev gel öğrencilerin öğrenme performanslarını artıran Nörofix Bilişsel İşlev Gelişim Metodu ile dikkat, hafıza ve muhakeme kapasitelerini artırıyor. Daha az zamanda, daha çok öğrenmeyi sağlayan metod ile öğrencilerin zihinsel ve sosyal gelişimleri artıyor.

Yeni nesil kuşağının en önemli sorunlarından biri haline dikkat dağınıklığını ilaçsız tedavi yöntemi olarak bilinen Nörofix Bilişsel İşlev Geliştirme Metodu İzmir Koleji’nde uygulanmaya başlandı. İlkokul öğrencilerinin öğrenme kapasitelerini artırmak amacıyla ders programına alınan metod, Nörofix psikologları rehberliğinde uygulanıyor. Öncelikle seviye tespit çalışmaları yapan uzmanlar, çocukların öğrenme kapasitelerine yönelik bireysel uygulamalara başladı. Belirli aralıklarla ölçüm ve değerlendirme yaparak gelişim sonuçlarını okul idaresi ile paylaşan uzmanlar, 2017-2018 eğitim öğretim yılı boyunca İzmir Koleji ile çalışmalarını sürdürecek.

Öğrenci Dersi Sevmiyorsa, Sebebi Araştırılmalı

İzmir Koleji Genel Müdürü Zehra Sağ, çocukların başarısını ve mutluluğunu temel hedef aldıklarını söyleyerek, günümüzün en büyük sorunlarından biri olan dikkat dağınıklığını Nörofix metodu ile aşmayı planladıklarını söyledi. Tüm ilkokul öğrencileri ile çalışmalara başladıklarını belirten Sağ, kısa zaman süresi içinde öğrencilerin derslere karşı ilgilerinin arttığına dikkat çekti. İzmir Koleji Müdürü, daha az zamanda, daha verimli öğrenmeyi sağlayan bu yöntem ile eğitim sisteminde zihinsel kapasitelerinin farkında, toplumsal sorumluluklarının bilincinde, dünyaya duyarlı bireyler yetiştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Öğrencilerin neden ders çalışmayı sevmediğini ya da neden kitap okumadığını araştırırken tüm dünyaca kabul edilen bir metodu uygulamaya karar verdiklerini anlatan Sağ, velilerin çocuklarının iyi bir gözlemcisi olmasını tavsiye etti. İzmir Koleji Müdürü, ailelerin çocuklarını ders çalışmıyor diye suçlamaları yerine, nedenlerine odaklanmaları gerektiğini belirterek, şöyle devam etti;

“Ödev yapmak, ders çalışmak bir öğrenci için sorun teşkil ediyorsa, ailelerin, eğitimcilerin bunun sebeplerini mutlaka araştırması gerek. Dikkat dağınıklığı, hafıza problemi olan bir çocuğun ders çalışması uzun saatler sürebilir. Bu sorun sadece akademik olarak değil, sosyal olarak da çocuğun gelişimini olumsuz etkilemektedir. Biz öğrencilerin mutlu ve başarılı bireyler olmasını hedefleyen bir okul olarak çocukların bilişsel kapasitelerini artırmaya yönelik çalışmalar ile bu problemi ortadan kaldırıyoruz.”

Eylül ayından itibaren okulda dikkat, bellek ve muhakeme becerilerini geliştiren materyalli bilişsel gelişim sistemleri uyguladıklarını vurgulayan İzmir Koleji Genel Müdürü, Türk çocuklarına uygun dünyaca kabul görmüş bu metod ile çocukların öğrenmenin keyfini yaşamaya başladıklarını ifade etti.

Sadece öğrencilere değil, bireysel olarak kişilerin odaklanma, hafıza, hızlı düşünme, algılama ile ilgili problemlerini çözen Norofix Bilişsel İşlev Geliştirme Metodu, kişilerin gerçek zihinsel kapasitelerini fark edip kullanmalarına ve arttırmalarına yardımcı oluyor.  Bilgi kayıplarına yol açan, tam öğrenmeyi engelleyen, dikkat, odaklanma, hatırlama, algılama, hızlı düşünme ile ilgili problemlerin giderilmesini sağlayan sistem, kişilerin yaşamın her alanında daha dikkatli olmasını sağlıyor.

Kaynak: İzmir Basın Grubu